arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘Başbakan’

Gazetecilerin yıpranma sürelerinin 3.5 yıldan 5 yıla

Pazar, 20 May 2018 yorum yok

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, AKP iktidarının, gazeteci örgütlerinin isteği üzerine hazırlanan yıpranma payına ilişkin önergeyi reddettiğini söyledi. Yarkadaş, “Meclis’in son oturumunun son önergesini de reddettiler” dedi.

TBMM 26. Dönem’in son Genel Kurulu 100. oturumla sona erdi. AKP’nin getirdiği torba yasanın görüşüldüğü genel kurulun son oturumunun son önergesi ise CHP Milletvekili Barış Yarkadaş tarafından verildi.

Gazetecilerin yıpranma sürelerinin 3.5 yıldan beş yıla çıkarılmasını teklif eden önergeye ilişkin konuşan Yarkadaş, AKP’lilerden de destek istedi. Yarkadaş, genel kurulda yaptığı konuşmada “Gazetecilerin yıpranma payı süresinin beş yıla çıkarılmasını istiyoruz. Her yıl için doksan gün yıpranma payı istiyoruz. Bu uygulamanın emeklilikteki yaş haddinden de düşürülmesini talep ediyoruz” dedi.

GAZETECİ VEKİLLER DE DESTEKLEDİ

Yarkadaş’ın teklifi AKP’lilerin oylarıyla reddedildi. CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş ise AKP’nin tavrını eleştirdi. CHP’li vekil, şunları söyledi:

“Genel Kurul’a sunduğum önergeye, gazeteci milletvekillerimiz Enis Berberoğlu, Tuncay Özkan, Atilla Sertel, Utku Çakırözer, Mustafa Balbay ve Eren Erdem de destek verdiler. Gazetecilik meslek örgütlerimizin isteği üzerine genel kurula sunduğum önerge, AKP’nin direnciyle karşılaştı. Üstelik, gazeteci meslek örgütleri, bu konuda Başbakan Binali Yıldırım ile de görüşmüş ve destek istemişlerdi. Başbakan, tüm gazetecilerin önünde ‘İlgileneceğim, arkadaşları uyaracağım’ demişti. Buna rağmen, AKP grubu önergemi reddetti. AKP giderayak, gazetecilerin önemli bir sorununun daha çözülmesine engel oldu.”

CHP’li Yarkadaş sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu önergeyi reddetmeleri yüzünden, gazetecilerin yıpranma süresi 3.5 yılda kaldı. Oysa bu süre eskiden 5 yıldı. AKP bu hakkı da budadı. Gazeteciler AKP yüzünden 1.5 yıl daha yıpranacak. Neyse ki; 24 Haziran seçimleri geliyor. Biz 24 Haziran sonrası, bu düzenlemeyi meslek örgütlerinin istediği hale getireceğiz. Meslektaşlarımız AKP yüzünden geçmişe oranla, beş kat daha fazla yıpranıyor. Seçimin ardından, gazetecilerin özgürce gazetecilik yapabildiği ve emekli olmak bile istemeyecekleri bir medya düzenini sağlayacağız. Meslektaşlarımız 38 gün daha dişlerini sıksınlar, baskı dönemi sona erecek.”

Irak’ta genel seçimlerin kesin sonuçları açıklandı

Cumartesi, 19 May 2018 yorum yok

Irak’ta 12 Mayıs’ta yapılan genel seçimlerin kesin sonuçlarına göre, Şii lider Mukteda es-Sadr’ın desteklediği koalisyon birinci çıktı.

Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği Daire Başkanı Riyad Bedran, Bağdat’ta komiserlik binasında düzenlediği basın toplantısında, kesin sonuçlara göre ülkede birinciliği Sadr’ın elde ettiğini bildirdi. Sadr’ın desteklediği Sairun koalisyonu 329 sandalyeli mecliste 54 milletvekili kazandı.

Bedran, Haşdi Şabi komutanlarından Hadi Amiri liderliğindeki Fetih koalisyonunun 47 sandalye ile ikinci, Başbakan Haydar el-İbadi başkanlığındaki Nasır koalisyonunun da 42 sandalye ile üçüncü olduğu bilgisini paylaştı.

Türkmenler ise Kerkük’te 3 sandalye kazandı. Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) 25, Kürdistan Yurtseverler Birliği 17, Goran da 5 sandalye elde etti.

Bozdağ’dan İnce’ye ‘Gülen’ yanıtı

Cuma, 18 May 2018 yorum yok

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin “Gülen’in iadesi usulüne uygun edilmemiş” sözlerine yanıt verdi.

Bozdağ’ın açıklamaları şöyle:

“CHP cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, ABD’den arandığını ve kendisine, Türkiye’nin teröristbaşı F. Gülen’in iadesi için usulünce başvuruda bulunmadığını, söylendiğini dün bir TV.’ye açıkladı.Ama arayanın kim olduğunu,açıklamadı. Sayın İnce,keşke ABD’den arayanın dediğinin doğru mu yalan mı olduğunu tespit için Adalet Bakanlığını arayıp işin aslını/doğrusunu öğrenseydi,kendisini yalancının yalancı şahidi durumuna düşürmezdi.Belli ki Sayın İnce,ABD’den arayana inanmış ve onun ağzıyla Türkiye’yi suçluyor.”

‘ABD’DEN ARAYAN KİMSE YALAN SÖYLÜYOR’

“İşin aslını ve doğrusunu ben size söyleyeyim Sayın İnce! Sizi ABD’den arayan her kimse,yalan söylüyor. Siz de sorgusuz ABD’den arayan yalancıya inanıp beyanını kamuoyu ile paylaşıyorsunuz;kendinizi yalancıya gönüllü kullandırıyorsunuz,yalancıya yalancı şahitlik yapıyorsunuz. Türkiye’nin teröristbaşı ve 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü’nün bir numaralı faili Gülen’i iade talebi,ABD ile Türkiye arasındaki ikili anlaşmaya uygundur. Teröristbaşı Gülen’in iade için geçici tutuklanması ve iade taleplerinde,bir eksiklik ya da yanlışlık yoktur. Türkiye,FETÖ kurucusu ve yöneticisi ve 15 Temmuz 2016 Darbe Teşebbüsü dahil pek çok suçun bir numaralı faili teröristbaşı F. Gülen’i ABD’den usulüne uygun talep etmiştir. Türkiye’nin talebinde, herhangi bir eksiklik ya da yanlışlık yoktur. Herşey usule ve anlaşmaya uygundur. Türkiye’nin talepnamesinde yer alan delillerin standardı da aramızdaki anlaşmanın aradığı delil standardını fazlasıyla karşılamaktadır. ABD yönetimi,teröristbaşı F.Gülen hakkındaki Türkiye’nin iade talebini ve eki delil dosyalarını,bugüne kadar ABD adli makamlarına göndermedi.”

‘SİZİ ARAYAN ABD’Lİ Mİ TÜRK MÜ?’

“Sayın İnce, siz,alenen yalan söylüyorsunuz ve ABD’den arayan her kimse onun ağzından utanmadan ülkenize iftira ediyorsunuz. Klasör klasör önderilen dosyalar, Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız,Adalet Bakanlarımız,Dışişleri Bakanımızın görüşmeleri ve medyada yazılanlar, her şey ortada. Bu gerçeklere rağmen söyleneni doğruluğunu tahkik etmeden ve hatta tahkike ihtiyaç duymadan kullanmanız,kendinizi alenen kullandırmanızdır. ABD’den arayan sizi kolayca kullanırsa,Allah muhafaza Cumhurbaşkanı olduğunuzda da ABD’den arayanlar daima sizi kullanacak,demektir. Sayın İnce, unutma ki Türk halkı kendini kullandıranı da başkalarının kullandığını da, yalancıyı da, müfteriyi de sevmez. Böylelerine lider gözüyle de bakmaz.Hele hele başka ülkeden telefonla arayanların kullandığını kukla olarak görür. Kuklaları da Cumhurbaşkanı seçmez. Sayın İnce, sizi ABD’den arayan ABD’li mi Türk mü? Eğer arayan ABD’li ise CIA’dan mı yoksa FBI’den mi veya Adalet Bakanlığından mı veyahut da başka bir ABD’li mi? Sizi arayan Türk ise FETÖ üyesi mi veya FETÖ beslemesi mi ya da başkaca bir Türkiye düşmanı mı? Sahi kim?”

‘KAÇIŞ YOK’

“Sayın İnce, sizi ABD’den arayanı neden açıklamadınız? Adının bilinmesinden bir çekinceniz mi var? Adının bilinmesinden yana bir endişeniz yoksa,bundan sonra açıklamayı düşünüyor musunuz? Yoksa adının bilinmesi size zarar mı verir? Sahi ABD’den arayanın adını neden gizliyorsunuz? Milletin gözünün içine baka baka yalan söyleyen birini görmek isteyen Muharrem İnce’nin yüzüne bakmalıdır. Çünkü milletin gözünün içine baka baka yalan söylüyor. Pes artık,pes. Bu kadarı da olmaz yahu! FETÖ kurucusu ve yöneticisi 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü dahil pek çok suçun birinci derecede faili teröristbaşı Gülen ve onun bilumum teröristlerini dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, hangi deliğe girerlerse girsinler;bulacağız,getireceğiz,yargıya teslim edeceğiz. Kaçış yok.”

BİR AÇIKLAMA DA ADALET BAKANLIĞINDAN

Bozdağ’ın sözlerinin ardından İnce’nin iddiasına yönelik bir açıklama da Adalet Bakanlığından geldi.

Adalet Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yalova Milletvekili ve Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce’nin, Fetullah Gülen’in ABD’den usulüne uygun şekilde istenmediği iddiasıyla ilgili, “Fetullah Gülen ile ilgili olarak, bugüne kadar yedi ayrı iade talepnamesi ve tutuklama talepleri usulüne uygun bir şekilde ABD makamlarına iletilmiştir” denildi.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada şunlar kaydedildi.

“Cumhuriyet Halk Partisi Yalova Milletvekili Sayın Muharrem İnce’nin dile getirdiği, Fetullahçı Silahlı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen’in Amerika Birleşik Devletleri’nden iadesinin usulüne uygun şekilde istenmediği iddiaları üzerine aşağıdaki açıklamanın yapılmasında yarar görülmüştür. İade talepleri yargı mercileri tarafından hazırlanmakta olup, bakanlığımızın bu süreçteki rolü Türk adli mercileri ile yabancı makamlar arasında irtibatı kurmak ve sürecin uluslararası sözleşmelere uygun biçimde ilerlemesini sağlamaktır. Yakalama kararı ile suça ilişkin bilgi ve delilleri içeren bu talepnameler, Dışişleri Bakanlığı kanalıyla muhatap ülkelere iletilmektedir. FETÖ elebaşı Fetullah Gülen ile ilgili olarak, bugüne kadar yedi ayrı iade talepnamesi ve her bir talepnameye konu suçlar bakımından tutuklama talepleri ABD makamlarına bu çerçevede ve usulüne uygun bir şekilde iletilmiştir.”

‘İNCE’NİN İDDİALARI GERÇEK DIŞIDIR’

Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

“Fetullah Gülen hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden önce işlediği suçlarla ilgili dört ayrı dosya üzerinden hazırlanan iade talepnameleri, 19 Temmuz 2016 tarihli yazılarımız ekinde Dışişleri Bakanlığımız kanalıyla ABD makamlarına iletilmiştir. 15 Temmuz darbe girişimi ve Sayın Cumhurbaşkanımıza suikast teşebbüsüyle ilgili olarak da üç ayrı dosya üzerinden hazırlanan talepnameler ise 23 Temmuz 2017 ve 20 Kasım 2017 tarihlerinde muhatap devlete iletilmiş ve örgüt elebaşının iadesi istenilmiştir. İade taleplerimizin tamamı, iki ülke arasında yürürlükte olan ‘Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri Arasında Suçluların Geri Verilmesi ve Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardımlaşma Antlaşması’nda belirlenen usule uygun bir şekilde ve iade için yeterli delillerle birlikte ABD makamlarına iletilmiştir. Talepler, içerik ve usul bakımından, ülkemiz ve ABD arasındaki ikili antlaşmada öngörülen şartları bütünüyle karşılamaktadır. Süreci yakından takip eden başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Sayın Başbakanımız, Adalet ve Dışişleri Bakanlarımız da yüksek düzeyli resmî temaslar vesilesiyle bir araya geldikleri muhataplarına taleplerimizin karşılanması ve örgüt elebaşının bir an evvel iadesi yönündeki beklentimizi defaatle dile getirmişlerdir.

Tam, eksiksiz ve usulüne uygun bir şekilde iletilen iade taleplerimizin ABD makamlarınca bir an evvel yerine getirilmesi halen beklenmektedir.

Sayın İnce’nin kaynağı belirsiz iddiaları tamamen gerçek dışıdır. Kamuoyunu yanıltıcı nitelikteki bu talihsiz açıklamanın, Fetullah Gülen’in iade süreci ile ilgili olarak zaman zaman ortaya atılan asılsız haber ve beyanatlar zincirinin yeni bir halkası olduğu görülmektedir.”

Rusya’da yeni hükümet belli oldu

Cuma, 18 May 2018 yorum yok

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Başbakan Dmitri Medvedev’in başbakan yardımcıları ve bakan adaylarını onayladı.

Medvedev ile görüşen Putin, “Adaylar bilinen insanlar, iyi çalışma tecrübesine sahipler ve kendini kanıtlayan kişiler “ dedi.

Yapılan açıklamaya göre, birinci Başbakan Yardımcısı Anton Siluanov olacak. Ayrıca, Tatyana Golikova, Aleksey Gordeev, Dmitri Kozak, Vitaliy Mutko, Yuriy Borisov, Olga Golodets, Maksim Akimov, Yuriy Trutnev ve Konstantin Çuyçenko da başbakan yardımcıları olarak seçildi.

Siluanov finans ve ekonomi bloğunu, Golikova sosyal bloğu, Gordeev tarım sanayi kompleksini, Kozak sanayi ve enerji bloğunu, Mutko inşaat alanlarını, Borisov savunma sanayi kompleksini, Golodets kültür ve spor bloğunu ve Akimov dijital ekonomi, ulaştırma ve iletişim bloğunu yönetecek.

Trutnev Uzak Doğu Federal Okrugu’nda temsilci olacak ve Çuyçenko hükümet idare başkanı olacak.

Sergey Lavrov (Dışişleri Bakanı), Sergey Şoygu (Savunma Bakanı), Vladimir Kolokoltsev (İçişleri Bakanı), Anton Siluanov (Maliye Bakanı), Aleksandr Novak (Enerji Bakanı), Maksim Topilin (Çalışma ve Sosyal Koruma Bakanı), Pavel Kolobkov (Spor Bakanı), Maksim Oreşkin (Ekonomik Kalkınma Bakanı), Denis Manturov (Sanayi ve Ticaret Bakanı), Aleksandr Konovalov (Adalet Bakanı), Veronika Skvortsova (Sağlık Bakanı) ve Vladimir Medinsky (Kültür Bakanı) bakanlıklarının başında kalacaklar.

Rusya’nın yeni Tarım Bakanı Dmitriy Patruşev oldu. Vladimir Yakuşev İnşaat Bakanlığı’nı, Dmitri Kobılkin Çevre Bakanlığı’nı yönetecek.

Ulaştırma Bakanı Yevgeniy Ditrih, Uzak Doğu Kalkınma Bakanı Amur Oblastı Valisi Aleksandr Kozlov, Acil Durumlar Bakanı Yevgeniy Ziniçev olacak.

Eğitim Bakanı Olga Vasilyeva, Bilim ve Yüksek Eğitim Bakanı Mihail Kotyukova, Dijital Gelişim ve İletişim Bakanı Konstantin Noskov olacak.

Yeni kabinede yer almayan isimler ise, Aleksandr Tkaçev, Mihail Men, Nikolay Nikiforov, Vladimir Puçkov, Aleksandr Hloponin, Sergey Donskoy, Maksim Sokolov, Aleksandr Galuşka, Lev Kuznetsov, Dmitri Rogozin, İgor Şuvalov, Arkadiy Dvorkoviç, Mihail Abızov oldu.

(DHA)

TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu: TOBB nasıl oluyor da

Cuma, 18 May 2018 yorum yok

TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun, TOBB’nin 74.Genel Kurulunda yaptığı konuşmada iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının işveren lehine değiştirilmesini sağladıklarını ifade eden açıklamalasıyla ilgili açıklama yayımladı.

“TOBB nasıl oluyor da işçi haklarının kısıtlanmasını sağlayabiliyor?” denen açıklamada,kapitalist sistemin işçi haklarını kısıtladığı bir dönemde iktidar-sermaye işbirliğinin emek mücadelesine her alanda saldırısı devam etmekte olduğunun altı çizildi ve Başbakan Yıldırım işe TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’na sorular yöneltildi.

TMMOB İstanbul İl Koordinasyonu Kurulu’nun açıklaması şöyle:

Kapitalist sistemin işçi haklarını kısıtladığı bir dönemde iktidar-sermaye işbirliğinin emek mücadelesine her alanda saldırısı devam etmektedir. TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, TOBB’nin 74.Genel Kurulunda yaptığı konuşmada istihdam maliyetlerinin düşürülmesini ve iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının işveren lehine değiştirilmesini sağladıklarından bahsederek “Büyük sıkıntı yaşadığımız bir başka alan, yargı sistemiydi. Özellikle iş mahkemelerindeki davalarda, işveren yüzde 99 haksız çıkıyordu. Bunu değiştirmek üzere, zorunlu arabuluculuk sisteminin uygulamaya alınmasını sağladık” açıklamasında bulundu.

Başbakan Binali Yıldırım da geçtiğimiz hafta düzenlenen 9. Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresinin açılış konuşmasında “iş kazalarının yüzde 80-85 insan hatasından, insan unsurundan kaynaklandığını”, “iş cinayetlerinin ardından getirilen düzenlemelerde ipin ucunun kaçırıldığını” ve “Eldiven takmaz, baret giymez, güvertede çalışır kemer takmaz. Sürekli peşlerinden koşacaksın. Her an başında duracaksın” gibi cümlelerle iş cinayetlerinde suçun işçide olduğunu söylemekten çekinmemiştir.

Anlaşılan Başbakanın konuşmaları ile cesaretlenen, Rıfat Hisarcıklıoğlu, Başbakan ile aynı dili kullanarak işçi haklarının kısıtlanmasına yönelik çalışmalar yaptıkları ve başarılı olduklarını genel kurulda söyleyerek TOBB üyelerinden oy toplamaya çalışmıştır.

Hisarcıklıoğlu TOBB üyelerine sempatik görünmek ve seçim kazanmak için iş ve emek karşıtı mücadelelerini övünerek anlatırken AKP iktidarı da yaklaşan 24 Haziran seçimleri için seçim yatırımı yaparak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından yapılan işyeri denetimlerini gerçekleştiren iş müfettişlerinin denetimlerini askıya alarak işçileri denetimsiz ortamlarda ölmeye terk etmiştir. Söz konusu denetimsizlik AKP iktidarının her seçim/referandum öncesi yaptığı bir uygulama olup oy kaybetmemek, sermayeye şirin gözükmek adına emekçilerin yaşam haklarını ellerinden almaktadır.

Tüm açıklamalarımızda belirttiğimiz gibi, AKP iktidarı 22 aylık OHAL sürecinde toplum hak ve özgürlükleri ile işçi hakları ve sendikal mücadeleleri kısıtlanmıştır. Hisarcıklıoğlu’nun da itiraf ettiği gibi AKP iktidarının çalışma yaşamına yönelik ele aldığı “Hedef Sıfır Kaza”, “Güvenli İskele”, “Güvenle Büyü Türkiye” gibi kampanyalar günü kurtarmayı dahi amaçlamadan göz boyamaya yöneliktir.

Başbakan Binali Yıldırım ve TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’na soruyoruz;

  • 24 Haziran seçimleri nedeniyle askıya alınan işyeri denetimleri sürecinde kaç işçi yaşamını yitirdi?
  • Kamu kurumlarının bünyesinde ve taşeronlarında sigortasız işçi çalıştırmak, çocuk işçi çalıştırmak gibi uygulamalar mevcut mudur? TRT’nin setinde yaşanan iş kazasından sonra iş yeri denetimlerini 24 Haziran’a kadar yapmamaya devam edecek misiniz?
  • Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Eskihisar Şirketler Grubunda kaç iş kazası yaşanmıştır, Eskihisar Şirketler Grubunda İş Teftiş Kurulu Başkanlığı planlı ya da plansız hiç denetim yapmış mıdır?
  • TOBB Başkanı ve Eskihisar Şirketler Grubu yönetim kurulu başkanı olan Rıfat Hisarcıklıoğlu nasıl oluyor da işçi sendikalarının, emek – meslek örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının tüm baskılarına karşın işçi haklarının kısıtlanmasını sağlayabilmektedir?
  • Arabuluculuk faaliyetlerinin %90’nını oluşturan işçi-işveren uyuşmazlıklarında 19.411 kişinin hakkının gasp edilmesinin sorumlusu Hisarcıklıoğlu mudur?
  • 2016 yılında 24.284 denetim yapan İş Teftiş Kurulu Başkanlığı 2017 yılında denetimlerini %23 azaltarak 18.812 denetim yapmıştır ancak 2016 yılında en az 1970, 2017 yılında ise en az 2006 işçi yaşamını yitirdi. İş cinayetleri kontrolsüz bir şekilde artarken kamusal denetimler hangi amaç için azaltılmakta, askıya alınmaktadır?

Başbakan Yıldırım’dan ‘yetki tasarısı’ açıklaması

Cuma, 11 May 2018 yorum yok

Anayasa’da yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacıyla çeşitli kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde (KHK) yapılması gereken değişiklikler için hazırlanan yetki yasası tasarısını değerlendiren Yıldırım, “Tamamen anayasa çerçevesinde yapıldı o nedenle rahatız.” dedi.

Başbakan Yıldırım açıkladığı paketle ilgili soruya, “Konuşuldu, Meclis’te kabul edildi. Çok kapsamlı. Cumhurbaşkanı onayladıktan sonra hayata geçecek. Başka kapsamlı bir düzenleme çalışması yok” diye yanıt verdi.

Başbakan Binali Yıldırım “Ermenistan yıllardan beri sürdürdüğü Türkiye’ye yönelik hasmane tutumundan, Türkiye’nin toprak bütünlüğü, sınırlarına yönelik yanlış tutumlarından vazgeçiyorsa, her şeyden vazgeçiyorsa, yeni bir sayfa açmak istiyorsa bunlarla ilgili detayları görüp ona göre karşılık veririz” dedi.

Ahdim olsun…

Salı, 08 May 2018 yorum yok

Dün gazetelerin çoğunun manşeti böyleydi. Bazıları sonuna bir “ki” de eklemiş; AHDİM OLSUN Kİ.

Tabii kastettikleri bir şarkı değil; Sezen Aksu’dan, Ebru Gündeş’ten dinledikleri. Kastettikleri AKP ve MHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan’ın manifestosunu açıklarken vatandaşa verdiği sözler…

O sözleri dinler, manşet yaparken şarkıyı dinlemek de iyi giderdi: “Geçti yıllar ah geç aydım / Anladım ki boşa gün saydım / Baka kaldım giden güne / Ben hep düne ait kaldım …. Pişmanlıklar, düşmanlıklar / Bitmez dilimin amanları / Çocukluğum kavruk / Gençliğim savruk / Yetişkinliğimden hiç hayır yok / Hayat kadere inat seni / Sil baştan yaşayacağım / Ahdım olsun

İyi valla, 16 yıllık iktidarda, çocukluk savruk gençlik kavruk geçsin, yetişkinlikte bir hayır olmasın, sil baştan yaşanacak yeni hayatta tarafsız adalet sözü, eksiksiz demokrasi sözü ver!

Bunlar bunca yıl yapılmadıysa, ve yapacağım diye ahdettiğinize göre şimdi de yoksa, ve yaptıklarınız yapacaklarınızın garantisiyse, o ahitler iktidar sözcüsü medyaya manşet olmaktan başka neye yarar?

Bana medyanı söyle sana ne olduğunu söyleyeyim! Son yılların toplum analizleri epeyce bu ilke üzerinden ilerliyor; bir ülkenin medya sistemine, medyasına bakarak onun siyasal sisteminin adını koyabiliyorsunuz.

Sabah akşam aynı kişinin konuştuğu, bir seçim kampanyası sırasında bütün medyanın sadece iktidarın etkinliklerini verdiği, devlet televizyonunun muhalefeti görmediği bir medyanız varsa, o ülkenin siyasal sistemine üç aşağı beş yukarı aynı anlama gelen birkaç isim verebilirsiniz ama asla demokrasi diyemezsiniz!

Ahdedilen şeylerden biri “eksiksiz demokrasi” ya, onun için seçim sonunu beklemeye gerek yok!

Şimdiden, aynı havuza doluşmuş gazete ve televizyonlara ve de vatandaşlardan topladığı paralarla yayın yapan TRT’ye göz ucuyla işaret vererek muhalefetin adaylarına da eşit söz hakkı vermesini sağlayabilirsiniz.

Bütün “eksiksiz demokrasi”lerde seçim zamanlarının olmazsa olmazı olan adayların vatandaşlar karşısında tartıştığı, kendilerine yönelik bütün sorulara yanıt verdiği, böylece demokratik tercihlerini sağlıklı olarak yapmalarına hizmet edecek programlar yaptırabilirsiniz.

Yeter ki isteyin; siz isterseniz göreceksiniz onlarca televizyon yüzlerce gazeteci sıraya girecek böyle bir program için.

Eksiksiz bir demokrasi sözü veriyorsanız, hadi şimdiden bir adım atın, “bana medyanı söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” diyenleri susturup samimiyetinizi dosta düşmana gösterin.

Bakın bu aşırı doz ters teper, sabah akşam hangi kanalı açsa aynı sesi duyanlar ona tepki göstermeye de başlarlar. Uyarayım!

Üstelik sabah akşam duyulan aynı sesle vatandaşın birebir yaşadıkları arasında uçurum varsa, 7/24 sizi anlatan medyadan bir fayda görmeyi unutun.

Hafta sonunda dünyanın değişik yerlerinden dostlarım aradı; telaşları seslerine, mesajlarını yazdıkları sözcüklere yansıyordu: “Ankara’yı sel götürmüş, nasılsınız?

Demek Türkiye’nin başkentinde 10-15 dakika yağan yağmurun nelere yol açtığı dünya televizyonlarında da haber olmuş.

O yağmurun Mamak’ı vurduğu Cumartesi günü “son başbakanBinali Yıldırım AKP Kadın Kolları İl Kongresi’nde konuşuyordu. Diyordu ki; “Ankara bizim için hep önemli olmuştur. … 6 yıl öncesine göre bugün başka bir Ankara var. Ankara’da devletin güler yüzüyle hizmet ettiği bir hükümet var. Başkent Ankara dev projelerin, dünya çapındaki yatırımların kararının verildiği bir yerdir. Ankara’ya 16 yılda çok önemli yatırımlar yaptık. Yollar, konutlar, barajlar, göletler, şehir hastaneleri, okullar, yurtlar, üniversiteler açtık.

Yıldırım’ın bu sözlerini canlı canlı dinleyen kimi vatandaşlar; Ankara’nın Mamak ilçesinde 12 dakika süren yağmurun sele yol açtığını, selin onlarca aracı önüne katıp sürüklediğini, 20’ye yakın işyeri ve 150’nin üzerinde aracın hasar gördüğünü, sele kapılan 3 kişinin yaralandığını da bizzat gördüler.

Gün gelir, vatandaşlar da “Ahdim olsun ki” derler; “Artık medyanın anlattığı hikâyelere değil, yaşadıklarıma inanacağım!

Not: Geçenlerde BirGün yazarları bu gidişle Meclis’te grup kuracak demiştim. Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu da CHP ‘den aday adayı oldu. Siyasete kalite getireceğine inanıyor, başarı diliyorum.

AKP’den Fransa’ya ‘Kuran bildirisi’ tepkisi

Pazartesi, 07 May 2018 yorum yok

Fransa’da aralarında Eski Cumhurbaşkanı Sarkozy ile eski Başbakan Valls’ın da bulunduğu 300 kişinin Kuran’dan bazı ayetlerin çıkartılması bildirisini imzalamasına AKP’den tepki geldi. AKP Sözcüsü Mahir Ünal, “300 Fransız sözde aydının bildirisi bağnazlıktır. İmza attıkları utanç vesikasını lanetliyorum” dedi.

AKP Sözcüsü Ünal, “Fransa’da 300 sözde aydının, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’den bazı ayetlerin çıkarılmasını talep eden bir bildiri yayınlaması en hafif tabirle bağnazlıktır.” ifadelerini kullandı.

Categories: Genel Tags: , , ,

100 bin imzada son iki gün

Pazartesi, 07 May 2018 yorum yok

İlçe seçim kurullarında, cumhurbaşkanlığı adaylığı için imza verme işlemleri devam ediyor.

Siyasi partilerin veya seçmenlerin Cumhurbaşkanı adayı göstereceği isimler için Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) başvuru süreci 1 Mayıs’ta başladı.

Süreç, 100 bin imzayla cumhurbaşkanı adayı olmak isteyenler için 2 Mayıs’ta, siyasi partilerin gösterilecekleri adaylar içinse 5 Mayıs’ta sona erdi.

100 bin imzada son durum 100 bin imzada son durum

AKP Genel Başkanvekili ve Başbakan Binali Yıldırım ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli YSK’ya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığı için 4 Mayıs’ta başvurdu.

CHP de 5 Mayıs’ta Grup Başkanvekilleri Engin Altay, Özgür Özel, Engin Özkoç ve Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin cumhurbaşkanlığı adaylık başvurusunu yaptı.

HDP ise tutuklu bulunan eski eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş’ı cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdi.

İmza için son tarih 9 Mayıs

Cumhurbaşkanlığı için seçmenlerin aday gösterilme yeterliliğine sahip olanlar ise 4 Mayıs’tan bu yana imza toplamaya devam ediyor.

İmza verme süresi 9 Mayıs Çarşamba 20.00’de sona erecek.

10 Mayıs’ta YSK geçici adayları açıklayacak

Seçmenin cumhurbaşkanı adaylığı teklif ettiği kişilerle ilgili sürecin 9 Mayıs’ta tamamlanmasının ardından 10 Mayıs’ta YSK, cumhurbaşkanı geçici aday listesini ilan edecek.

Geçici aday listesine yapılacak itirazlar değerlendirildikten sonra YSK, cumhurbaşkanı kesin aday listesini 13 Mayıs’ta yayımlayacak ve cumhurbaşkanı seçimi propaganda dönemi başlayacak.

Savaşa ve seçime dair

Pazar, 06 May 2018 yorum yok

Savaşa dair olan ilk bölüm 2010 yılının Mart ayında yine bu köşede çıkan yazımın revize edilmiş halidir. Değişen şey, teknoloji daha da ilerledi. Değişmeyen, kullanım niyeti aynı; birey ve toplumu iğdiş etme ve yeni teknolojileri savaş alanında deneme… En son Suriye…

Savaşa dair…

Yaşadığımız son çeyrek yüzyılda teknolojinin hızlı gelişmesi yalnızca bir takım değişimler yaratmadı, hayatımıza egemen olmayı da birlikte getirdi. Bugün gelinen noktada ancak insanoğlunun teknolojiyi değil de, teknolojinin insanoğlunu yönetmeye başlamasından bahsedilebilir. Yarattığı toplumsal değişimin değerlerini, gelişmeyi sorgusuz sualsiz ilerlemenin belirtisi olarak görmeyi, gelişmenin biçimini, bilginin kimler tarafından ve nasıl kullanıldığını insanoğlu sorgulayıp, bilimin ve teknolojinin olanaklarından eşit ve özgür yararlanma hakkını elde ettiğinde, ancak o zaman gerçek bir ilerlemeden söz etme olanağı doğar.

Gündelik gerçekliklerin yerini sanal yaşantılar, iletişimler ve siber-kültürün düşleri aldı. Sanal iletişimler, sanal politik muhalefet vb… Hiç kimse ezilenlerin yardımına koşmuyor. Yeni bir kültür oluşuyor. Tekno-kültür de denilen bu biçim elbette fotoğraf, televizyon, video, sinema, internet gibi imaj teknolojilerine koşulsuz kucak açmakta. Şimdi yeni imaj teknolojileri devrede. Eski ya da yeni imaj teknolojileri, insanları görsel olarak kuşatmakta, denetim altına almakta ve manipüle edilmiş gerçeği yaymakta müthiş olanaklar sağlamakta. Üstelik özgürleştirici olduğu iddia ederek.
(televizyonun ve internetin başında insana hapsedilmişliğini unutturarak.)

Yaşam ve insanlık adına geri kalmışlığımızın nedenlerini sorgulamak, kimler için ilerlemeci, kimler için ideal olduğunu düşünmek ve bunu dile getirmek geri kalmışlıkla eşanlama geliyor. ‘Gerçeklikten kaçış’ı toplumsal olarak yerleştiren bu yeni teknolojik sistemleri; sürtüşmesiz kapitalizm denilen dünya içinde sokaklara dökülen muhalefeti sanal dünyalara hapsedilmesinin aracı olarak da görmek gerek. Gerçek dünyanın tehlikeleri ve tehditleri sanal dünyada nötrleştiriliyor. Sokakla bağların koparıldı. Artık satın aldığınız bir ürüne dokunmanız gerekmez, görmeniz yeterli. İnsan ilişkileri de öyle. İmajların içine gömüldükçe, gerçek dünyayla ilişki kurmaya adeta gerek kalmamakta.

“Gözetleme, bilindiği gibi fotoğrafın evrimine bağlı olarak gelişmiştir. Fotoğrafı çekilen şeyler enformasyon sisteminin bir parçası olur ve bu da denetim altına alınmalarına olanaklar sağlar. Yeni teknolojiler her zaman bu izleme ve kaydetme kapasitesini arttırmaya, genişletmeye, daha çok içeriye sokulmaya, daha sistematik, daha sinsi olmaya çabalamaktadır.” (Kevin Robins, İmaj, Görmenin Kültür Politikası, Ayrıntı Yayınları)

Bizler evlerimizde savaş alanından gelen görüntüleri izlerken acı çekme duygusundan, yanık ve ölüm kokusundan uzak ilerlemeci olduğunu düşündüğümüz teknolojileri şaşkınlıkla izliyoruz. Bir köprüyü bombalarken son anda kurtulan Iraklı bir araç için General Schwarzkopf’un, dünya medyasına ağır çekim görüntüleri tekrar tekrar göstererek: “Şimdi size bugün Irak’taki en şanslı adamı göstereceğim,” diyen görüntülerine bakıyoruz. Ekranda izlediklerimiz bir savaştı, ama gerçekten soyutlanmış bir savaş… Susan Sontag’ın dediği gibi hepimiz birer röntgenci konumuna düşürüldük. Bu ağır çekim görüntüleri ‘teknolojik üstünlüğü’ bir kez daha, bir kez daha gerikalmış ülke ve insanlarına gösteriyor. Sizler zavallısınız, bu güç karşısında ne yapabilirsiniz ki?

Savaşın gerçekliğine karşı sağırlık. Yapabilen, facebook’tan savaşa karşı imza kampanyalarına katılmak. Yaşasın siber-muhalefet! Post-modernizm, entelektüel bir söylemle, propaganda ve yanıltıcı bilgilerle savaşın seyircilerini gerçeklikten uzaklaştırdı. Savaşın görsel imajları, video oyunlarına benzeyen bir bilgisayar simülasyonu. Kevin Robins, savaşa video-oyunu muamelesi yapmanın imajı/fotoğrafı belgesel niteliğinden soyutlamak anlamına geldiğini söylüyordu. Haksız mı?

Özgür bir gelecek için bilim ve teknolojiden elbette yararlanmalı, ancak bilimin ve teknolojinin gerçek sahipleri tüm insanlık olana kadar ‘ilerleme’nin kullanım biçimlerini sorgulanmaya devam etmeli…

Seçimlere dair…

Uzun söze gerek yok. Kısa bir fıkra;

Başbakan Temel gazetecilere açıklıyor;

-Programımızı tamamlamak için dört yıl daha istiyoruz!

-Programınız nedir?

-Dört yıl daha görevde kalmak!

Bu fıkraya gülümsedim, çünkü bizim laz uşağuni biliriz ve severiz. Ama biz, aynı isteği dile getiren uşakları da biliriz ve sevmeyiz…