arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘fotoğraf’

Saray Ekibi!

Pazar, 20 May 2018 yorum yok

İtiraf edeyim, Muharrem İnce’nin aday olmasını.. Olsa da böyle bir performans göstermesini beklemiyordum. Yanılmışım.

Kılıçdaroğlu, partideki rakibini aday gösterdi. Çok kritik bir eşiği, çok önemli bir adımla aştı.

Muharrem İnce de, dostunu düşmanını şaşırttı.

Yandaş medyaya, AKP’nin kurmaylarına bakıyorum da.. Muharrem İnce’ye karşı politika üretemiyorlar. Muharrem İnce’yi “neresinden tutacaklarını” bilemiyorlar! Nereden ve nasıl saldıracaklarını kestiremiyorlar. Alevi değil. Kavgacı değil. Hem Kürtler’e mesaj veriyor, hem ulusalcılara. Ezan okunurken susuyor. Kendisiyle de Erdoğan’la da alay edebiliyor.

Yandaş / yanaşma medya ne yapsın! Hiçbir şey bulamayınca, “ekibi yok” teşhisine sarıldı. İnce’nin ekibi yokmuş. Ekonomide, dış politikada, kültür – sanatta danışmanlarının kim olduğu belli değilmiş. Falan filan.

Bunları yazıp söyleyenlerin Saray danışmanlarını gördüğü yok herhalde!

Malum, Erdoğan’ın -son dönemin en mayınlı alanı- ekonomide danışmanları çok ilginç isimler.

Yiğit Bulut’u defalarca yazdım. Sizler de yakından biliyorsunuz. Tekrarlamaya gerek yok.

Son günlerde adı öne çıkan Cemil Ertem’e gelince..

Hazret, daha Mart sonunda yaptığı tespitle tarihe geçti: “Dolar 4’e çıktı algısı yanlış. 3.85’in üzerindeki çıkışlar oldukça spekülatif çıkışlar. Dalgalı kurda temellere uygun dengeye geleceğiz.”

Geldik beyefendi. Bu sözlerin üzerinden sadece bir buçuk ay geçti. Ama dolar, sizi duymamış olacak, 4.50 dolaylarında salınıp duruyor!

Bu “başdanışman” bey, Erdoğan’ın son İngiltere ziyaretini de aynı ferasetle takdim etti. Ona göre,”ziyaret ve özellikle iş çevreleriyle yapılan toplantı bazı “merkezleri” oldukça rahatsız” etmiş!

O ziyaret sırasında doların uçtuğunu.. Bunda, Erdoğan’ın Merkez Bankası’nın bağımsızlığını yok sayan görüşlerinin de payı olduğunu.. Zaten gerek BBC gerekse Bloomberg yayınlarındaki soruların bile Türkiye’nin halini ortaya koyduğunu fark etmemiş.

* * *

Yüksek irtifada oksijen azlığından görüş bulanıklaşır ya! Bu beyefendilerde de öyle oluyor anlaşılan. Aşağıdaki satırlar da Erdoğan’ın muhteşem ekibinden Cemil Ertem Bey’e ait:

Erdoğan, hem iş çevreleriyle yaptığı toplantıda hem de sonrasında gerçekleşen canlı yayında, bütün sorulara içtenlikle cevap verdi; dileyen dilediğini sordu.”

Bizim buralarda iş çevreleri de gazeteciler de soru sormayı bilmiyor herhalde. Baksanıza, dileyen dilediğini sorabilirmiş.. Sorunca da Erdoğan içtenlikle cevap verirmiş.

Fotoğraf bu konuda size net bir fikir verecektir. Erdoğan Londra’da, özenle seçilip heyete dahil edilmiş Türk gazetecileri toplamış. O anlatmış, gazeteciler dinlemiş. Elbette “içtenlikle”!!!

* * *

Saray’ın ekonomi başdanışmanı Cemil Ertem, bu tabloya bakıp da “hakikaten bizimkiler elin İngilizi gibi soramıyor azizim” diye iç geçirmiş midir? Bilemem.

Kendisinin ekonomik alandaki liyakatı hakkında da bir fikrim yok.

Elbette, ekipce Türkiye’yi getirdikleri ekonomik / toplumsal yıkıma bakıp bir fikir sahibi oluyoruz. O ayrı!

Merak ettiğim, “nasıl bir insan” Türkiye’de medyaya / emekçilere / iş dünyasına yönelik baskının farkında olmaz? “Nasıl bir insan” bir an olsun durup “yahu sahiden Türkiye’de Erdoğan’a neden dileyen dilediği soruyu soramıyor” diye düşünmez? “Nasıl bir insan” inşaat sektöründen başka umudu kalmamış bir ülkede işlerin yolunda gittiğini, İngilizler’in, Kraliçe’nin falan bizi takdir ettiğini zanneder?

Geçiniz.

Muharrem İnce’nin de böyle bir ekibi olacaksa hiç olmasın daha iyi!!

* * *

Saray ekibi ekonomiyi yönetemiyor, dış politika danışmanları çoktan pert oldu da Erdoğan siyasette toz mu attırıyor! Hadi canım siz de!

Hürriyet’te Nuray Babacan’ın -iç sayfalara küçücük sıkıştırılmış- müthiş haberi siyasi danışmanların nerelere / ne hallere geldiğini anlatıyor:

“İktidar partisi, seçim çalışmalarında vatandaşın nabzını tutmak ve ona göre politika geliştirmek için ‘anlık-günlük strateji’ belirleyecek.Tüm söylemler ve alınan kararlar, telefon anketiyle halka sorulacak. Kampanya boyunca kullanılacak söylem ve başlıklar, günün gelişen koşullarına, muhalefetin kullandığı dile ve gündem oluşturacak konulara göre belirlenecek. Yapılan konuşmaların ve geliştirilen söylemin ‘sosyal kırılganlık algısı’ anlık ölçülecek. Ona göre politika değiştirilecek veya geliştirilecek.”

* * *

Dünyada para bolken.. AB Erdoğan’ı desteklerken.. Liberaller, Gülen’le birlikte AKP’nin değirmenine su taşırken.. Bu ülkenin vatandaşlarının alın teriyle, vergisiyle yaratılmış ne kadar fabrika / tesis / banka varsa haraç mezat satılıp parasıyla gösteriş yapılırken.. Erdoğan’ı ASRIN LİDERİ diye takdim etmek kolaydı.

Hadi bakalım, şimdi “anlık politikalarla yürümeye çalışan” partiyi ve liderini parlatın da görelim!

Ha bir de Cemil Ertem parlatayım derken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz-enflasyon ilişkisi hakkında söyledikleri bugün tam da çağdaş bilimsel iktisat teorisinin konusudur. Aksi iddialar da bilim dışı safsatadan ibarettir” demez mi!

Ekonomistler bir gül bir gül..

Nohuta artık kıyma bile koyamayan vatandaş bir gül bir gül..

O kadar olur yani!

Batman’da aranan 2 çocuk, Kapadokya’ya gezmeye gitmiş

Cuma, 11 May 2018 yorum yok

Batman’ın İpragaz Mahallesi’nde yaşayan, Batman Zeki Şanal Ortaokulu öğrencileri Furkan Aydın ve Azad Kaya, 7 Mayıs Pazartesi günü, okula gideceklerini söyleyerek, evlerinden ayrıldı. İki arkadaş, bir daha evlerine dönmedi. Okula da gitmedikleri belirlenen Aydın ile Kaya’dan haber alamayan aileleri durumu polise bildirdi. Batman Emniyet Müdürlüğü ekipleri, kayıp çocukların bulunması için çalışma başlattı. Yürütülen çalışmalar sonucu 4 gündür kayıp olarak aranan Furkan Aydın ve Azat Kaya, Nevşehir’in Kapadokya bölgesinde bulundu.

İki arkadaşın, internette gördükleri Kapadokya ve Peri Bacaları fotoğraflarından etkilenip, merak ettikleri için Kapadokya’ya gezmeye gittikleri ortaya çıktı. Yanlarına 5 bin 500 lira alan çocukların Kapadokya’da çadır kurup, balon turu yaptıkları, internette kayıp olarak arandıklarına dair haberleri görünce de polise giderek, teslim oldukları öğrenildi. Polis ekiplerinin bilgi vermesi üzerine Nevşehir’e giden aileler, çocuklarını alıp, Batman’a döndü.

‘DİYARBAKIR, MALATYA, KAYSERİ VE NEVŞEHİR’E GİTTİK’

İnternette Kapadokya’dan fotoğraflar görüp, merak ettiklerini anlatan Furkan Aydın, “Arkadaşım Azat ile internetten Kapadokya’yı inceledik. Gitmek için plan yaptık. Evden aldığım 5 bin 500 lira ile önce Diyarbakır’a daha sonra Malatya, Kayseri ve Nevşehir’e gittik. Kapadokya’da çadır alıp, kurduk ve balonla gezdik. Daha sonra internete girdiğimizde ailelerimizin bizi aradığını haberlerini okuduk. Daha sonra taksiye binip, bizi çocuk polis merkezine bırakmasını istedik. Polisin ailelerimize haber vermesiyle ailemiz bizi almaya geldi. Çok pişmanım” diye konuştu.

Oğluna kavuşmanın mutluluğunu yaşadığını dile getiren baba Selahattin Aydın ise “Çok mutluyum, paranın önemi yok. Çocuğuma ‘Öf’ bile demedim. Bir maceraya girdiler. 7 çocuğum var. Sağ salim eve geldiği için bugün mevlit vereceğim” dedi.

batman-da-aranan-2-cocuk-kapadokya-ya-gezmeye-gitmis-462340-1.

‘AİLEMİZİ ÜZDÜĞÜMÜZ İÇİN ÜZGÜNÜZ’

Arkadaşı Furkan Aydın ile aynı sınıfta okuyan Azat Kaya ise “Çok merak ettiğimiz Kapadokya’yı gezmek, görmek için Furkan’la anlaştık. Merakımızı gidermek için evden kaçtık. Gezimiz güzeldi; ancak ailemizi üzdüğümüz için üzgünüz. Böyle olacağını tahmin etmiyorduk. Ayrıca Kapadokya’da hatıra fotoğrafı çekmek için ise fotoğraf makinesi aldık. Kapadokya çok güzeldi” diye konuştu.

(DHA)

Demirtaş’ın adaylığının iptal edilmesi için YSK’ye yapılan

Cuma, 11 May 2018 yorum yok

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım, YSK’ya verdiği dilekçede Demirtaş’ın, PKK yöneticileriyle olan bir fotoğrafına yer vererek, adaylığının iptal edilmesini istedi.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, YSK, yapılan başvuruyu reddetti.

NE OLMUŞTU

HDP’nin tutuklu bulunan Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın adaylığının iptal edilmesi için Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’ya başvuru yapıldı.

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım, YSK’ya verdiği dilekçede Demirtaş’ın bir fotoğrafına yer verdi. Yalım dilekçesinde şu ifadeleri kullandı:

“HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın Kandil Dağı’nda eli kanlı PKK’lı teröristler ile çektirdiği fotoğraf. Demirtaş için başka bir şey söylemeye gerek var mı? Teröristler ile fotoğraf çektiren Demirtaş Cumhurbaşkanlığına nasıl aday olur? Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı Adaylığının iptal edilmesini arz ederim.”

Göbekten fotoğraf çekim tekniği!

Perşembe, 10 May 2018 yorum yok

2000-2004 yılları arasında çalışıp, sonrası -İmbros “Burada Yalnız Ölüm Var”- adını koyduğum foto-röportaj belgeseline başlarken, adanın kadim halkı Rumlarla tanışıklık kurana, iletişimimi geliştirene kadar birkaç ay kameramı göbek hizasına getirip onlara belli etmeden fotoğraf çektiğimi anımsıyorum. Kaba tabirle özel hayatlarına izin almadan burnumu soktuğum için, etik nedenlerle bu fotoğrafları sergimde ve kitabımda kullanmadım. Göbekten çekim dediğimiz teknikte kadrajı tutturmak için öncesinde bir süre deneme yapmanız gerekir. Bu çekimle elde edilen fotoğrafların, kişiyi daha doğal yansıttığını söyleyebilirim. (Fotoğrafçılar arasında genel kabul şudur; kurulan iletişimin geliştirilmesiyle fotoğrafçının kendisi, bir zaman sonra onlardan biri gibi olur, onlarla birlikte gündelik hayatın akışı içindeyken fotoğrafçı çekimlerini yapar.)

Aynı tekniği Mehmet Özer’in yürütücülüğünü yaptığı Toplumcu Gerçekçi Belgeselci Fotoğraf Atölyesi ile birlikte Diyarbakır’da yaptığımız fotoğraf çalışmasında da kullandım. Orada tercihimi fotoğraf çekerek değil de, kayıp yakınları ve tutuklu aileleriyle yaptığım sözel tarih çalışmalarına kaydırmıştım. Ancak boş olduğumda fotoğrafçılara katılıyordum ve sokak aralarından geçerken göbek hizamda taşıdığım kameramla çekim yapıyordum. Yaklaşık on sekiz ay süren çalışmalar sonunda “Surdibi Düşleri” adlı sergiye ve basılı kitabına hiç fotoğraf vermedim. Normal teknikle çekilen bir kız çocuğu fotoğrafı hariç. Hepsi arşivimdedir. Sokaklar, evler ve insanlarla ilgili bu tip edindiğim -İmbros ve Diyarbakır’daki- görsellerden; öykülerimde geçen sokakların, mekânların ve sosyal yaşamın betimlemelerinde yararlandım.

Geçenlerde bir yazı okurken göbekten çekim tekniğiyle ilgili Alexander Rodchenko’nun bir sözüne rastladım. ‘Konstrüktivizm, Fotoğraf ve Sinematografi’ başlıklı yazı (skopdergi-Sayı 11/Christina Lodder, Çeviri; Ali Artun, Elçin Gen)

1923’lerde Rodchenko grafik tasarımlarının bazılarında fotomontajı kullanıyordu. (Mayakovski’nin bir şiiri için yaptığı eserleri.) Sonrasında fotomontajı afişlerinde de kullanmaya başladı. Vertov’un Kino-Pravda’sı için yaptığı afişte film karelerini kullandı.

“Fotoğrafta eski bakış açıları var, bir yerde ayakta durup dosdoğru karşıya bakan birinin bakış açıları; ben buna “göbekten çekilmiş fotoğraf” diyorum: fotoğraf makinesini karnınızda tutarak çekilen fotoğraf. Tıpkı yoldaşlarım olan yeni fotoğrafçılar gibi ben de bu bakış açısıyla savaşıyorum ve savaşmaya devam edeceğim. ‘Göbekten çekilen’ hariç, bütün bakış açılarından çekilen fotoğraf – ta ki hepsi kabul görene kadar! Çağdaşlığın en ilginç yanı ‘yerden yukarı doğru’ ve ‘yukardan yere doğru’ bakabilmek; bizim de bunlar üzerinde çalışmamız lazım,” diyordu.

Rodchenko’nun sıra dışı bakış açıları bulma çabası, Vertov’un çığır açtığı şaşırtıcı karelerle yakınlık içindedir.

…beş sene sonra Novyi Lef’te, kendi fotoğraf yöntemlerini neredeyse tam olarak Vertov’un kullandığı terimlerle açıklar. Fotoğrafları aracılığıyla dünyaya dair farklı bir algı oluşturmak istediğinin altını çizer. “Işık altında saydam nesneleri fotoğraflama” arzusuyla çektiği sürahi fotoğrafları için şöyle der:

“Bu tür deneyler, etrafımızdaki sıradan nesneleri normal görme biçimlerimizi değiştirme imkânı sunuyor. Fotoğraf makinesinin merceği, sosyalist toplumdaki kültürlü insanın gözbebeğidir. Çalışmalarımı ilerleterek, nesneleri görme biçimlerimizde yeni olanaklar yaratmayı umuyorum.”

Rodchenko, sıradan nesneleri normal görme biçimlerini değiştirmeyi, sıra dışı bakış açıları bulma çabasına bağlıyor ve buna gerekçe olarak da dünyaya dair farklı bir algı oluşturmak isteğini ileri sürüyordu. Bu anlamda göbekten çekilmiş fotoğraflara; karşıdan bakanın olduğu gibi gördüğü düz bakış açısı olarak yorumluyor, çağdaşlığın ise, farklı açılardan bakabilmek olduğunu söylüyordu.

Şimdi bundan sonra yazacaklarım Vertov ve Einsentein’ın, kurguya bakışlarındaki farklılıklar ve bunların nedenleri ve sonuçları değil. -ancak bu tartışmalar ve paylaşımlar mutlaka okunmalı ki Rodchenko, Mayakovski’nin bir şiiri için yaptığı fotomontaj çalışmaları ve Kino-Pravda’da Vertov’la çalışmaları olan biri… Farklı açılardan bakmak dediğini, bir de bu kurgu tartışmalarıyla da değerlenmek gerekir, bunu biliyorum. Fakat ben şimdilik oralara girmeyeceğim…

İlk olarak söyleyeceğim şey şudur ki; dikkatimi çeken Rodchenko’nun -en azından benim okuduklarımda- göbekten fotoğrafları; bizim toplumlardaki gibi etik bir mesele haline getirmediği. -kaldı ki, bu tip fotoğraflar iletişimi ilerlettiğinizde sahiplerinin izniyle kullanılabilir.- İkinci olarak göbekten fotoğraf denilen teknikle çekilen fotoğrafların kurmacayı barındırmadığı.

Ozan Takış’ın yeni kısa filmi ‘Fotoğraf’ destek bekliyor

Çarşamba, 09 May 2018 yorum yok

Yönetmen Ozan Takış’ın 2013 yılında pres makinesine sıkışarak hayatını kaybeden çocuk işçi Ahmet Yıldız’ın anısına çektiği kısa filmi ”Şekirê Pembû” ardından kapitalizm eleştirisi olarak ikinci filmi “Uyanış” ile Cannes Film Festivalinin Short Corner bölümünde katalogda yerini almıştı. 3. Kısa filmi “Fotoğraf” ile savaş ve mültecilik konusunu işlemeyi düşünen Yönetmen Ozan Takış fonlama hesabı açarak filmine destek bekliyor.

‘Mültecilerin sesini sinema ile duyurmak benim asli görevim’

Yönetmen Ozan Takış yeni kısa filmi için yaptığı açıklamada mültecilerin sorunlarına değinerek şunları söyledi:

Yönetmen Ozan Takış’ın 'Uyanış' filmi Cannes yolunda Yönetmen Ozan Takış’ın ‘Uyanış’ filmi Cannes yolunda

‘Savaşların bilançosu, genellikle can kaybının sayısıyla ifade edilir. Birinci Dünya Savaşı’nda yaklaşık 17 milyon asker ve sivil, İkinci Dünya Savaşı’nda ise -en kanlı savaş olarak bilinir- 60 ila 65 milyon arası asker ve sivil hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden kişi sayısı, savaşın bilançosunu ifadede oldukça talep gören bir yöntem olsa da savaşın daha az dikkat çeken ama etkileri oldukça büyük olan başkaca bir sayısal sonucu daha bulunuyor. İstatistiklere göre son bir asırda 80 milyona yakın insan savaşlar yüzünden göçe zorlandı.

Dünya’da artan savaşlarla birlikte kitlesel göç hareketleri de artmaya başladı. Günümüzde özellikle Ortadoğu’da devam eden savaşlar, insanları göçe zorlamaya da devam ediyor. Göçe zorlanan insanlarda psikolojik travmaların görülmesi ve bu çoklu travmalarla birlikte gelinen ülkedeki yaşam koşulları, sığınma politikası ve insan haklarına verilen değer, mültecilerin kaderini belirlemede önemli unsurlar. Mültecilerin geldikleri ülkenin kültürüne yabancı olmaları, onların toplumdan da yabancılaşmasına sebep olmaktadır. Bu yabancılaşmanın da etkisiyle gelen mültecilerin kötü şartlarda barınmaları, oldukça düşük ücretlerle çalışmaları, sağlık sorunlarını giderememeleri ve ırkçılığa uğramaları kaçınılmaz.

Ülkesinden mülteci sıfatıyla göç etmek zorunda bırakılmış olan insanların başka bir ülkede hayatta kalmaları, hayatlarını refah içinde idame ettirebilmeleri bu konjonktürde oldukça zordur. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda toplam 100 milyona yakın insanın hayatını kaybettiği, bir asırda 80 milyon insanın göçe zorlandığı, çok yakınımızda Ortadoğu’da savaşların son hızla devam ettiği bir Dünya’da, savaşlarla göçe zorlanan mültecilerin sesini sinema ile duyurmak benim asli görevimdir.’

Ozan Takış kimdir?

Ozan Takış 26/11/1985 Kayseri doğumludur. Anadolu Ünv. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümü mezunu olduktan sonra Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü hocalarından Yrd. Doç. Dr. Hakan Erkılıç’dan senaryo yazılımı ve yönetmenlik dersleri aldı. Mersin Olba Fotoğrafçılık Derneği kursiyeri olan Ozan Takış ayriyeten fotoğraf üzerine çalışmalar yapmış ve birkaç yerel sergide fotoğrafları yayınlandı. Felsefe üzerine okumalar yapmış özellikle; K. Marx, F. Nietzsche ve S. Freud’dan etkilenmiştir. Sinema kurgusu üzerinde çalışmalara devam etmiş ve ilk kısa filmi Şekirê Pembû’ün ardından ikinci filmi kısa filmi Uyanış’ın kurgusunu yapmıştır. Fotoğrafçı, senarist, yönetmen ve kurgucu olarak hayatına devam ediyor.

Filmleri:

Şekirê Pembû – Kurmaca Kısa Film (Kasım / 2017)
Pakistan International Film Festival – Offical Selection
Radio City International Short Film Festival – Offical Selection
Auckland International Film Festival – Offical Selection
Uyanış – Kurmaca Kısa Film (Şubat /2018)
Festival de Cannes Short Film Corner – 2018 Offical Selection

Savaşa ve seçime dair

Pazar, 06 May 2018 yorum yok

Savaşa dair olan ilk bölüm 2010 yılının Mart ayında yine bu köşede çıkan yazımın revize edilmiş halidir. Değişen şey, teknoloji daha da ilerledi. Değişmeyen, kullanım niyeti aynı; birey ve toplumu iğdiş etme ve yeni teknolojileri savaş alanında deneme… En son Suriye…

Savaşa dair…

Yaşadığımız son çeyrek yüzyılda teknolojinin hızlı gelişmesi yalnızca bir takım değişimler yaratmadı, hayatımıza egemen olmayı da birlikte getirdi. Bugün gelinen noktada ancak insanoğlunun teknolojiyi değil de, teknolojinin insanoğlunu yönetmeye başlamasından bahsedilebilir. Yarattığı toplumsal değişimin değerlerini, gelişmeyi sorgusuz sualsiz ilerlemenin belirtisi olarak görmeyi, gelişmenin biçimini, bilginin kimler tarafından ve nasıl kullanıldığını insanoğlu sorgulayıp, bilimin ve teknolojinin olanaklarından eşit ve özgür yararlanma hakkını elde ettiğinde, ancak o zaman gerçek bir ilerlemeden söz etme olanağı doğar.

Gündelik gerçekliklerin yerini sanal yaşantılar, iletişimler ve siber-kültürün düşleri aldı. Sanal iletişimler, sanal politik muhalefet vb… Hiç kimse ezilenlerin yardımına koşmuyor. Yeni bir kültür oluşuyor. Tekno-kültür de denilen bu biçim elbette fotoğraf, televizyon, video, sinema, internet gibi imaj teknolojilerine koşulsuz kucak açmakta. Şimdi yeni imaj teknolojileri devrede. Eski ya da yeni imaj teknolojileri, insanları görsel olarak kuşatmakta, denetim altına almakta ve manipüle edilmiş gerçeği yaymakta müthiş olanaklar sağlamakta. Üstelik özgürleştirici olduğu iddia ederek.
(televizyonun ve internetin başında insana hapsedilmişliğini unutturarak.)

Yaşam ve insanlık adına geri kalmışlığımızın nedenlerini sorgulamak, kimler için ilerlemeci, kimler için ideal olduğunu düşünmek ve bunu dile getirmek geri kalmışlıkla eşanlama geliyor. ‘Gerçeklikten kaçış’ı toplumsal olarak yerleştiren bu yeni teknolojik sistemleri; sürtüşmesiz kapitalizm denilen dünya içinde sokaklara dökülen muhalefeti sanal dünyalara hapsedilmesinin aracı olarak da görmek gerek. Gerçek dünyanın tehlikeleri ve tehditleri sanal dünyada nötrleştiriliyor. Sokakla bağların koparıldı. Artık satın aldığınız bir ürüne dokunmanız gerekmez, görmeniz yeterli. İnsan ilişkileri de öyle. İmajların içine gömüldükçe, gerçek dünyayla ilişki kurmaya adeta gerek kalmamakta.

“Gözetleme, bilindiği gibi fotoğrafın evrimine bağlı olarak gelişmiştir. Fotoğrafı çekilen şeyler enformasyon sisteminin bir parçası olur ve bu da denetim altına alınmalarına olanaklar sağlar. Yeni teknolojiler her zaman bu izleme ve kaydetme kapasitesini arttırmaya, genişletmeye, daha çok içeriye sokulmaya, daha sistematik, daha sinsi olmaya çabalamaktadır.” (Kevin Robins, İmaj, Görmenin Kültür Politikası, Ayrıntı Yayınları)

Bizler evlerimizde savaş alanından gelen görüntüleri izlerken acı çekme duygusundan, yanık ve ölüm kokusundan uzak ilerlemeci olduğunu düşündüğümüz teknolojileri şaşkınlıkla izliyoruz. Bir köprüyü bombalarken son anda kurtulan Iraklı bir araç için General Schwarzkopf’un, dünya medyasına ağır çekim görüntüleri tekrar tekrar göstererek: “Şimdi size bugün Irak’taki en şanslı adamı göstereceğim,” diyen görüntülerine bakıyoruz. Ekranda izlediklerimiz bir savaştı, ama gerçekten soyutlanmış bir savaş… Susan Sontag’ın dediği gibi hepimiz birer röntgenci konumuna düşürüldük. Bu ağır çekim görüntüleri ‘teknolojik üstünlüğü’ bir kez daha, bir kez daha gerikalmış ülke ve insanlarına gösteriyor. Sizler zavallısınız, bu güç karşısında ne yapabilirsiniz ki?

Savaşın gerçekliğine karşı sağırlık. Yapabilen, facebook’tan savaşa karşı imza kampanyalarına katılmak. Yaşasın siber-muhalefet! Post-modernizm, entelektüel bir söylemle, propaganda ve yanıltıcı bilgilerle savaşın seyircilerini gerçeklikten uzaklaştırdı. Savaşın görsel imajları, video oyunlarına benzeyen bir bilgisayar simülasyonu. Kevin Robins, savaşa video-oyunu muamelesi yapmanın imajı/fotoğrafı belgesel niteliğinden soyutlamak anlamına geldiğini söylüyordu. Haksız mı?

Özgür bir gelecek için bilim ve teknolojiden elbette yararlanmalı, ancak bilimin ve teknolojinin gerçek sahipleri tüm insanlık olana kadar ‘ilerleme’nin kullanım biçimlerini sorgulanmaya devam etmeli…

Seçimlere dair…

Uzun söze gerek yok. Kısa bir fıkra;

Başbakan Temel gazetecilere açıklıyor;

-Programımızı tamamlamak için dört yıl daha istiyoruz!

-Programınız nedir?

-Dört yıl daha görevde kalmak!

Bu fıkraya gülümsedim, çünkü bizim laz uşağuni biliriz ve severiz. Ama biz, aynı isteği dile getiren uşakları da biliriz ve sevmeyiz…

Mamut Art 15 binin üzerinde sanatseveri ağırladı

Pazar, 06 May 2018 yorum yok

Bağımsız ve genç sanatçıları, tanınmış koleksiyonerler, galeri yöneticileri, küratörler ve sanatseverlerle tanıştıran Mamut Art Project, altıncı sergisini Maçka KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleştirdi. Akkök Holding ana sponsorluğunda düzenlenen ve bu yıl 26-29 Nisan tarihleri arasında 500’ün üzerinde eserin sergilendiği Mamut Art Project’i 15 binin üzerinde kişi ziyaret etti.

2015 yılından beri Akkök Holding sponsorluğunda, bağımsız ve genç sanatçılara işlerini sergileme olanağı sunarken; koleksiyonerler, galeri yöneticileri ve küratörler için de bir keşif alanı oluşturan Mamut Art Project’in açılışı sanat ve iş dünyasından önemli isimlerin katılımıyla gerçekleşti. Açılışa Akkök Holding Yönetim Kurulu Üyesi Raif Ali Dinçkök ve eşi Esra Tümen Dinçkök, Yönetim Kurulu Üyesi Alize Dinçkök Eyüboğlu ve esi Cenk Eyüboğlu, Yönetim Kurulu Başkan Vekili Nilüfer Dinçkök Çiftçi, İcra Kurulu Başkanı Ahmet Dördüncü katıldı.

Mamut Art Project’in kurucusu Seren Kohen; ortağı ve satış direktörü Ekin Kohen ve Akkök Holding Yönetim Kurulu ve İcra Kurulu Üyesi Alize Dinçkök Eyüboğlu ev sahipliğinde gerçekleşen açılışta ziyaretçiler fotoğraf, enstalasyon, heykel, video, resim, baskı, yeni medya, illüstrasyon, dijital, nakış ve sokak sanatı alanlarında farklı disiplin ve türlerden eserleri ilgiyle inceledi.

Bu yıl 15 binin üzerinde ziyaretçi Mamut’taydı
Dört gün boyunca 48 sanatçının 500’ün üzerinde eserinin sergilendiği Mamut Art’ı bu yıl 15 binin üzerinde kişi ziyaret etti. Mamut Art Project’in bu yılki jürisinde ise sanatçı Ayşe Erkmen, koleksiyoner Ayşe Umur, eleştirmen ve yazar Evrim Altuğ, Galeri Nev’in kurucularından Haldun Dostoğlu ve küratör Selen Ansen yer aldı.

Alternatif sanat kolektifi Krüw, bu sene Mamut Art Project’te sergilenmek üzere özel olarak bir araya getirdiği, yüzyıllardır farklı kültürlerde, coğrafyalarda anlatılan efsanelerden esinlenen serigrafi baskı seçkisi ‘Mythz’ ile geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi büyük ilgi gördü. Mamut Art’ın diğer ilgi gören bölümü Mamut Performansları ise bu sene Seyhan Musaoğlu ve Simge Burhanoğlu küratörlüğünde “Maddesiz?” teması altında 6 performans sundu ve bu sene ilk defa sergilenen performansların tekrar gerçekleştirme hakkı satışa sunuldu.

Mamut’ta ayrıca bu sene bir ilk olarak Mamut Çocuk Atölyeleri gerçekleştirildi. Sanatın bir ‘Tavır’ olduğunu ve çocuklara anlatmanın en güçlü yolunun ise aktif, renkli, eğlenceli ve aynı zamanda kolay ulaşılabilir olması gerektiğini düşünen Atölye5 ekibi çocuklar için Mamut’a özel bir mekân tasarladı. Çocuklar süreç ve deneyim odaklı yaratılan bu alanda sanatla iç içe oldukları iki gün geçirdi. İHA