arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘Haziran’

Demet Evgar kaza geçirdi; oyunu ertelendi

Pazar, 20 May 2018 yorum yok

Star TV’de yayınlanan Avlu dizisinde Deniz karakterine hayat veren Demet Evgar bir kaza geçirdi.

‘39 Basamak’ isimli tiyatro oyununda da rol alan Evgar’ın geçirdiği kaza sonucu ayak parmağı kırıldı. Evgar’ın set ve oyunu ertelendi.

Evgar, rol aldığı oyunun hesabından yapılan açıklamayı sayfasına taşıdı. Yapılan o açıklama şöyle: “39 Basamak etkinliği hakkında önemli bilgilendirme! 16 ve 17 Mayıs 2018 tarihinde Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde gerçekleşmesi planlanan 39 Basamak etkinlikleri, Demet Evgar’ın geçirdiği kaza sebebiyle ayak parmağında kırık oluşmasından dolayı 18 ve 19 Haziran 2018 tarihlerine ertelenmiştir.”

Categories: Genel Tags: , , ,

Doğan Holding’ten satış açıklaması

Pazar, 20 May 2018 yorum yok

Doğan Holding, Demirören Medya Yatırımları Ticaret AŞ’ye yapılan satış anlaşması çerçevesinde pay senetlerinin devrinin itibarıyla tamamlandığını ve satış bedelinin nakit olarak alındığını duyurdu.

Doğan Şirketler Grubu Holding AŞ (Doğan Holding), Demirören Medya Yatırımları Ticaret AŞ ile imzalanan “Hisse Satış Sözleşmesi” kapsamında doğrudan veya dolaylı bağlı ortaklıklarının pay senetlerinin satışı ve devrinin bugün itibarıyla tamamlandığını ve satış bedelinin tam ve nakit olarak serbest şekilde hesaplarına intikal ettiğini duyurdu.

Doğan Şirketler Grubu Holding AŞ’nin Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) yer alan açıklamasında, “Daha önce kamuya açıkladığımız çerçevede, 6 Nisan tarihinde Şirketimiz ile Demirören Medya Yatırımları Ticaret AŞ arasında imzalanan ‘Hisse Satış Sözleşmesi’ kapsamında, doğrudan bağlı ortaklıklarımız, Doğan Gazetecilik AŞ, Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık AŞ, Doğan TV Holding AŞ, Doğan Haber Ajansı AŞ, Doğan Dağıtım Satış Pazarlama Matbaacılık Ödeme Aracılık ve Tahsilat Sistemleri AŞ, Doğan İnternet Yayıncılığı ve Yatırım AŞ ve Doğan Media International GmbH (birlikte ‘Devre Konu Şirketler’) ile dolaylı bağlı ortaklığımız Mozaik İletişim Hizmetleri AŞ’de sahip olduğumuz pay senetlerinin tamamının ve kullanılan alım hakkı opsiyonu neticesinde ‘Radyo D’ ve ‘CNN Türk Radyo’nun lisans haklarının Demirören Medya Yatırımları Ticaret AŞ (Alıcı)’ye toplam 893 milyon dolar satış bedeli (Satış Bedeli) üzerinden nakden ve peşin olarak satılmasında, ‘kapanış koşulları’ sağlanmak suretiyle pay senetlerinin satışı ve devri bugün itibariyle tamamlanmış ve satış bedeli tam ve nakit olarak serbest şekilde hesaplarımıza intikal etmiştir.” denildi.

Açıklamada şunlar kaydedildi: “Satış bedeline ilave olarak 26 milyon dolar ise (toplam satış bedeli tutarı 919 milyon dolar olacak şekilde) yine daha önce kamuya açıklandığı üzere, Doğan TV Holding AŞ’de Commerz Film GmbH’a ait ve Doğan TV Holding AŞ sermayesinin yüzde 6,68’ini temsil eden, ilave kontrol sağlamayan 138 milyon 999 bin 811 adet pay senedinin de Demirören Medya Yatırımları Ticaret AŞ’ye devri ile birlikte ayrıca tahsil edilecektir. Söz konusu pay devirleri kapsamında, ‘kontrol değişikliği’ gerçekleştiğinden, ‘Devre Konu Şirketler’in banka borçlarının kapatılması neticesinde, ‘Devre Konu Şirketler’den yaklaşık 67 milyon dolar tutarında alacaklı hale gelinmiş, en geç 1 Haziran tarihinde ödenecek söz konusu finansal alacaklar için ayrıca alıcı taraftan teminat alınmıştır.”

Diğer taraftan açıklamada, bir liste verilerek söz konusu şirket paylarının/varlıklarının mezkur “Hisse Satış Sözleşmesi” kapsamında ve “Hisse Satış Sözleşmesi”nde düzenlendiği şekliyle devir alınması işlemlerinin de tamamlandığı belirtildi.

Paylarının/varlıklarının devir işlemleri tamamlanan şirketler şunlar: Öncü Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı AŞ, Doruk Faktoring AŞ, Doğan Müzik Yapım ve Ticaret AŞ, Doğan Media International SA, Rapsodi Radyo ve Televizyon Yayıncılık AŞ, Blu TV İletişim ve Digital Yayın Hizmetleri AŞ, Glokal Dijital Hizmetler Pazarlama ve Ticaret AŞ, D Yapım Reklamcılık ve Dağıtım AŞ, Net D.

Gazetecilerin yıpranma sürelerinin 3.5 yıldan 5 yıla

Pazar, 20 May 2018 yorum yok

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, AKP iktidarının, gazeteci örgütlerinin isteği üzerine hazırlanan yıpranma payına ilişkin önergeyi reddettiğini söyledi. Yarkadaş, “Meclis’in son oturumunun son önergesini de reddettiler” dedi.

TBMM 26. Dönem’in son Genel Kurulu 100. oturumla sona erdi. AKP’nin getirdiği torba yasanın görüşüldüğü genel kurulun son oturumunun son önergesi ise CHP Milletvekili Barış Yarkadaş tarafından verildi.

Gazetecilerin yıpranma sürelerinin 3.5 yıldan beş yıla çıkarılmasını teklif eden önergeye ilişkin konuşan Yarkadaş, AKP’lilerden de destek istedi. Yarkadaş, genel kurulda yaptığı konuşmada “Gazetecilerin yıpranma payı süresinin beş yıla çıkarılmasını istiyoruz. Her yıl için doksan gün yıpranma payı istiyoruz. Bu uygulamanın emeklilikteki yaş haddinden de düşürülmesini talep ediyoruz” dedi.

GAZETECİ VEKİLLER DE DESTEKLEDİ

Yarkadaş’ın teklifi AKP’lilerin oylarıyla reddedildi. CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş ise AKP’nin tavrını eleştirdi. CHP’li vekil, şunları söyledi:

“Genel Kurul’a sunduğum önergeye, gazeteci milletvekillerimiz Enis Berberoğlu, Tuncay Özkan, Atilla Sertel, Utku Çakırözer, Mustafa Balbay ve Eren Erdem de destek verdiler. Gazetecilik meslek örgütlerimizin isteği üzerine genel kurula sunduğum önerge, AKP’nin direnciyle karşılaştı. Üstelik, gazeteci meslek örgütleri, bu konuda Başbakan Binali Yıldırım ile de görüşmüş ve destek istemişlerdi. Başbakan, tüm gazetecilerin önünde ‘İlgileneceğim, arkadaşları uyaracağım’ demişti. Buna rağmen, AKP grubu önergemi reddetti. AKP giderayak, gazetecilerin önemli bir sorununun daha çözülmesine engel oldu.”

CHP’li Yarkadaş sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu önergeyi reddetmeleri yüzünden, gazetecilerin yıpranma süresi 3.5 yılda kaldı. Oysa bu süre eskiden 5 yıldı. AKP bu hakkı da budadı. Gazeteciler AKP yüzünden 1.5 yıl daha yıpranacak. Neyse ki; 24 Haziran seçimleri geliyor. Biz 24 Haziran sonrası, bu düzenlemeyi meslek örgütlerinin istediği hale getireceğiz. Meslektaşlarımız AKP yüzünden geçmişe oranla, beş kat daha fazla yıpranıyor. Seçimin ardından, gazetecilerin özgürce gazetecilik yapabildiği ve emekli olmak bile istemeyecekleri bir medya düzenini sağlayacağız. Meslektaşlarımız 38 gün daha dişlerini sıksınlar, baskı dönemi sona erecek.”

Medya kötü bir sınav veriyor!

Pazar, 20 May 2018 yorum yok

UĞUR ŞAHİN [email protected] @uugurs

24 Haziran seçimlerine az bir süre kala, anaakım medya, iktidara yaranabilmek için taraflı haberciliğe tam gaz devam ediyor, gerçekleri çarpıtıyor. Tüm bunların yanında medyadaki hedef gösterme ve kutuplaştırıcı dilden de ödün vermiyor. Bunun son örneği ise Ahmet Hakan’ın yazısından sonra gözaltına alınan Barış Atay oldu. Tabloyu BirGün’e yorumlayan akademisyen Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu, “Medya kötü bir sınav veriyor. Her şeyden önce ülkemizin içinde bulunduğu siyasal kültür ortamı yapılan siyasette belirleyici olmakta; çatışmacı, merkeziyetçi, farklılıklara tahammülsüz bir atmosferde siyaset yapılmakta. Medya da bundan nasibini alıyor” diyor.

»24 Haziran sürecine doğru gidilirken, medyada kutuplaştırıcı ve ötekileştirici bir dil hâkim. Siz bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Medya kötü bir sınav veriyor. Siyasal partiler demokrasinin olmazsa olmaz aktörleri ve siyasal katılımı sağlamakla görevliler. Siyasal yaşamda yaşanan kutuplaşma referandum sürecinde arttı, medya da bu gerginliğe katkı sağladı. Medyanın demokratik yükümlülükleri arasında; siyasal partilere seçme desteği almak için görüş bildirme fırsatı verme, alternatifler hakkında bilgilendirici olmak, farklı görüşlere adilce yer vermek vardır. Bu yükümlülükleri yerine getirmediği gibi manipülatif bir biçimde rol aldığına da tanıklık ettik bu dönemde. Unutmamak gerekir ki gazetecinin birincil görevi din, dil, ırk, sınır gözetmeksizin haberi aktarmaktır.

Bu ortamda barış gazeteciliğine ve hak odaklı haberciliğe her zamankinden fazla gereksinim var. Hak odaklı habercilik, haberin oluşma sürecinde yurttaşlara söz hakkı tanıyarak, kamusal tartışma ortamının, kamusal yaşamın harekete geçmesini sağlar. İnsanların, kamusal yaşama katılıp katılmadıklarını, ihtiyaç duyulduğunda tartışmanın yapılıp yapılmadığını, siyasetin gereken ilgiyi üstüne çekip çekmediğini ve toplumun sorunlarıyla uğraşıp uğraşmadığını sorgular, bunlara yanıtlar arar. Ele aldığı konuları arasında yalnız karmaşa, felaketler değil, iyi haberler ve görüş birliği de yer alır. Gazeteci insan hakları, demokrasi, çok seslilik, farklılıklara saygıyı savunmalı, lider odaklı değil, insan odaklı haber yapmalı, yeni çatışmaları doğuracak, kaynağı belirsiz spekülatif haberler yapmaktan kaçınmalı, olayın sadece görünen değil görünmeyen taraflarının sesine yer vermeli ve bu ve benzeri olayların normalleşmesine, olağan algılanmasına engel olacak bir şekilde haberi aktarmalıdır. Özetle “iyi gazetecilik” yapmalıdır.

»Bir nevi tüm bunlar yapılırken nefret söylemine de sıkça başvuruluyor.
Siyasi kutuplaşmanın had noktada olduğu bu ortamda en tehlikeli olanın nefret söylemi olduğunu düşünüyorum.

“Devletin ideolojik aygıtı olan medyanın, kendi gündemini yaratırken, hem örtük hem açık biçimde ırkçılık, etnik ön yargı, zenofobi, antisemitizm gibi kavramlar üzerinden nefreti yeniden ürettiğini ya da pompaladığını biliyoruz. Medya olumsuz, alaycı ifadeler, küfür, hakaret, aşağılama, abartı taktiklerine başvurarak “öteki” leştirdiği ve “hedef” haline getirdiği grupları kamu güvenliğini tehdit edici “potansiyel risk ve tehdit saçan öcüler” gibi sunarak, toplumdaki “öteki” gruplara karşı beslenen ön yargıları pekiştirir ve bu grupların kendilerini korumasız ve savunmasız hissetmelerine yol açar.

Medyada önyargılı, provokatif, ırkçı ve ayrımcı dil sıklıkla kullanılırken, bir yandan, kişinin belirli bir gruba aidiyeti yüzünden küçük düşürülmesi, aşağılanması, hedef gösterilmesi, diğer yandan, nefret söylemi üreten gruba güç ve önem atfedilmesine de tanıklık ediyoruz böylelikle “öteki” leri değersizleştirme ve insani değerlerden uzaklaştırarak itibarsızlaştır-ma sürecine müdahil oluyorlar. Medya ırkçı bir nefret söylemiyle zaman zaman ‘öteki’ne karşı olan eylemleri kışkırtır. Bu nefret toplumsal anlamda linçin ve ayrışmanın yaşandığı patlamalarla kendini gösteriyor.”

medya-kotu-bir-sinav-veriyor-465585-1.

Sosyal medyanın hızlı yayılım, etkileşimsellik, hiper-metinsellik vs. gibi özellikleri yüzünden, önyargı ve olumsuz kalıp yargılardan kaynaklanan nefret söylemleri yalnız nefretin sıradanlaşmasına, normalleşmesine ve kanıksanmasına yol açmaz, aynı zamanda “dijital şiddet” denen olguyu da körükler. Sosyal medyada çok daha kolay ve yaygın üretilen milliyetçi ve ırkçı nefret söylemin dışa vurumu, bireysel değil kolektif bir olgu biçiminde tezahür etmektedir; kendisinden farklı olana – “öteki”ne- yönelik tahammülsüzlük, genellikle “taraftarlık” ruhuyla hareket edilen bir süreçte her zaman çok sistematik, planlı ve programlı bir biçimde işlememekle beraber zaman zaman adeta bir linç kampanyasına dönüşebilir.

Böylelikle yalnız demokrasinin ön koşullarından biri olan çoğulcu ve katılımcı kamusal tartışmalar engellenmiş oluyor.

»Özellikle iktidara yakın gazeteler, gerçekleri çarpıtıyor. Halk yanlış bilgiyle sandığa gidiyor. Buna ilişkin bir yorumunuz var mı?
Medya, en büyük sorumluluğunun kamunun bilme hakkına karşı olduğunu askıya alarak, kamunun vicdanı ve sesi olma görevini yerine getirmemiş oluyor. Aksine yaşananları ya gizlemeye çalışıyor ya da eksik ve çarpıtılmış olarak veriyor.

İletişim özgürlüğünden bahsetmek için hak ve sorumlulukların bir arada var olması gerekir. Etik ilkelerden “zararı asgariye indirmek” ilkesi, gazetecinin haberini yazarken herhangi bir zarara yol açar mı sorusunu kendine sormasını gerektirir. Bırakın medya etiğine uygunluğu, temel gazetecilik kurallarından biri olan nesnellik veya eşit uzaklıkta durma ilkesi bile ihlal ediliyor. Hakkında haber yapılan kişilerin görüşleri bile sorulmuyor. Bu tutum, yalnız insanları sessizleştirmek ve yalnızlığa sevk etmekle kalmıyor, aynı zamanda toplumsal barış ve adaleti de zedeliyor.

Gazetecilerin kamuya karşı olan sorumlulukları, her türlü başka sorumluluktan, özellikle de işverenleri ve kamu yetkililerine karşı sorumluluklarından önce gelir. Bu bağlamda medyanın sivil toplum dinamiklerinin gelişimine ve toplumda yatay iletişimi gerçekleştirmeye yönelik olarak üstleneceği en önemli rol, “iktidarların resmî ideolojisine” alet olmamaktır.

»Yine 24 Haziran’a kısa bir süre kala, medyada hedef gösterme konusunun son örneği Barış Atay oldu. Sonrası malum. Medya bir hedef gösterme aracı mıdır da yazarlar köşelerinden bunları yapabiliyor ve cezasız kalıyor?
Hesap sorma hakkı ve talebi en temel yurttaşlık hakkı. Bu hakkın kutuplaşmayı artıracağına dair inanç veya endişe susma ve kabullenme eğilimine yol açıyor ki bu da ifade özgürlüğünü kısıtlamış oluyor.

Kutuplaşma yeni değil Türkiye’de, Barış Atay’ın attığı bu tweet’in var olan kutuplaşmaya katkı payının Ahmet Hakan’ın yazısı ve sonra gelişen olaylardan çok daha az olduğunu gösterdi. Yılların deneyimli gazetecisinin her kim için ve her kime hitap ederse etsin “haddini bildiriniz” demesi, “ilkel zihniyet” olarak yaftalaması son derece tehlikeli, hedef göstermiş oluyorsunuz, bu hedef gösterme bir tür ihbar olarak kabul ediliyor ve bu tablo ile karşılaşıyorsunuz. “Haddini bildiriniz” potansiyel bir şiddet eylemini kışkırtan ve onaylayan bir ifade biçimidir. Ayrıca atılan tweet ile ilgili olarak AİHM’nin Handyside kararını hatırlatmakta fayda var zira Atay’ın çok sert ifade kullandığını iddia edenler var. Bu karara göre, ifade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen, zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen bilgi ve düşünceler için değil, aynı zamanda devletin ya da nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan çarpıcı gelen, şoke eden, rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de uygulanır. Gazeteci; bilgi ve haber alma, yorum yapma ve eleştirme özgürlüklerini ne pahasına olursa olsun savunur.

Ahmet Hakan, kamuoyunun aklında tekme yiyen protestocu işçiden yani mağdurdan değil, tekme atandan yana bir gazeteci olarak kalacak.

»Hedef göstermenin Türkiye’deki tarihi çok eskilere dayanıyor. Örneğin Tan Baskını’nda Hüseyin Cahit’in yazısı… O günden bugüne, değişmeyen tek şey medyanın hedef göstermedeki etkin tutumu. Siz neler söylersiniz bu konuya ilişkin?
Evet Hüseyin Cahit Yalçın’ın Tan Matbaası Baskını olayını başlatan Tanin’deki meşhur yazısı “uyan ey ehli vatan” dan sonra sıkıyönetim olmasına karşın bu toplu linç ve yağma hareketini gerçekleştiren göstericilerden yargılanıp mahkûm olan olmadı. Gazetenin sahibi Zekeriya Sertel ve eşi Sabiha Sertel ve yazarlardan Nail Çakırhan hakkında davalar açıldı, yargılandılar, 3 ay tutuklu kaldıktan sonra beraat ettiler ama aldıkları tehditler yüzünden de ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar.

Bu vesile ile bir hususun altını çizmek gerek. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Gazetecinin Hak ve Sorumlulukları Bildirgesi’nin 2.Bölümünde yer alan Gazetecinin Doğru Davranış Kuralları/ İnsan Hakları Odaklı Habercilik ve Gazetecinin Davranış Kuralları başlığı altında yer alan Hedef gösterme alt başlığı altında; “Gazeteci, takipçilerini yanıltmamalı, hedef gösterici, yaftalayıcı, nefret söylemi ve nefret suçuna zemin hazırlayıcı kışkırtıcı ifadeler kullanmamalıdır” ibaresini göz ardı etmemek lazım.

‘Havuz medyası’nı KAPATTIK GİTTİ!

Pazar, 20 May 2018 yorum yok

24 Haziran seçimleri yaklaşırken havuz medyasının tek sesli ve iktidar yanlısı tavrı dün protesto edildi. Birleşik Haziran Hareketi’nin çağrısıyla başlatılan kampanya kapsamında dün saat 20.00’den itibaren yurttaşlar, havuz medyasına karşı ekranlarını kapattı ve parklarda buluştu. Eyleme ilişkin Twitter’dan ‘KapatGitsin’ ve ‘Tamam Kapatıyoruz’ etiketiyle binlerce yurttaş paylaşımda bulundu. Üç saat boyunca kanallar, TV’ler kapalı tutuldu. Yurttaşlar medyanın bu yandaş tavrının devam etmesi halinde eyleme devam edeceğini ifade etti.

KESK ve TMMOB de destek verdi

HAZİRAN’ın ‘Tamam Kapatıyoruz’ eylemine aralarında Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ile Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) de olduğu çok sayıda demokratik kitle örgütü destek verdi. KESK’ten yapılan açıklamada, “Havuz televizyonlarını kapatıyoruz” ifadesine yer verildi. TMMOB de, “Bizleri yok sayanları, gerçekleri saklayanları, iktidarın borazanlığını yapanları, haber alma hakkını gasp edenleri, uyarıyoruz! #Tamamkapatıyoruz” açıklamasında bulundu.

‘Gücümüzü gösteriyoruz’

Kampanyayı örgütleyen HAZİRAN ise “Kapat Gitsin” başlığıyla bir açıklama yayımladı. “Türkiye, AKP-MHP eliyle baskın bir seçime giderken medyada tek seslilik hâkim kılınmaya çalışıyor. AKP medyanın yüzde 96’sını kontrol ediyor. Televizyonlar tek bir adayın propaganda araçlarına dönmüş durumda. Referandumda bu ülkenin en az yarısının oy verdiği HAYIR seçeneği nasıl yok sayıldıysa şimdi de T A M A M diyenlerin sesi kısılıyor” denilerek kampanyanın neden yapıldığına ilişkin ifadelerin yer aldığı açıklama şöyle devam etti: “Öyleyse T A M A M! Biz bu ülkede üreten, düşünen, emeği ile geçinen, vergisini ödeyen milyonlarız. Gücümüzün farkındayız. İktidardan rant kapma telaşı ile susturulmuş, havuza atlamış patronların televizyonlarına gücümüzü gösteriyoruz.”

***

TRT’yi kamu hizmeti yayını yapmaya davet ediyoruz

Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (Haber-Sen), TRT yayınlarının taraflılığına ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi. Haber-Sen Genel Merkezinde gerçekleştirilen açıklamayı, Haber-Sen Genel Başkanı Musa Özdemir okudu. Özdemir, kamu hizmeti yayıncılığı yapmakla mükellef olan TRT’nin buna uymayarak iktidarın sesi haline geldiğini ifade etti. Kamu hizmeti yayıncılığının “halk için yapılan, halk tarafından finanse edilen ve halk tarafından kontrol edilen” yayıncılık anlamına geldiğini dile getiren Özdemir, Anayasa’da TRT’nin özerk bir kurum olarak tanımlandığını ancak bu özerkliğin hiçbir zaman uygulanmadığını ifade etti.

***

Sosyal medya, ‘Kapat Gitsin’ dedi

HAZİRAN’ın çağrısına ilişkin binlerce yurttaş ‘KapatGitsin’ ve ‘Tamam Kapatıyoruz’ etiketiyle paylaşımda bulundu. Sanatçılardan siyasetçilere ve akademisyenlere kadar toplumun birçok kesimi kampanyaya destek açıklamasında bulundu. İşte o paylaşımlardan bazıları:

»Zeynep Altıok Akatlı (@zeynabbelle): Madem sesimizi duymuyorlar biz de onları duymayacağız… Havuz medyasını saat 20.00’da #KapatGitsin

»Candan Yüceer (@CandanYceer): Yalanlarınızdan, tek sesli yayınlarınızdan, iktidarın borazanlığını yapmanızdan S I K I L D I K #TamamKapatıyoruz !

»Oya Ersoy (@OyaErsoy) Tekçi Recep Televizyonu’nu, Havuz keyfi süren Medyayı #kapatgitsin

»Levent Üzümcü (@LeventUzumcu) Yalanın, dolanın, faşizmin, talanın ortağı yancıları #KapatGitsin

»Kadri Gürsel (@KadriGursel) TV’lerdeki haber ve tartışma programlarını izlemeyi 1 Kasım 2015 seçimlerinden hemen sonra bıraktım. Çok rahatım; zamanımı daha faydalı işlere harcıyorum, size de tavsiye ederim. #KapatGitsin

Gücümüzün farkındayız: Havuz medyasını bu akşam #KapatGitsin

Cuma, 18 May 2018 yorum yok

24 Haziran seçimleri yaklaşırken havuz medyasının muhalif seslere yer vermemesi bugün protesto edilecek. Saat 20.00’den itibaren yurttaşlar havuz medyasına karşı ekranlarını kapatacak ve parklarda buluşacak.

Kampanyayı örgütleyen Birleşik HAZİRAN Haraketi, “Öyleyse #KapatGitsin” başlığıyla bir açıklama yayımladı.

“Türkiye, AKP-MHP eliyle baskın bir seçime giderken medyada tek seslilik hâkim kılınmaya çalışıyor. AKP medyanın yüzde 96’sını kontrol ediyor. Televizyonlar tek bir adayın propaganda araçlarına dönmüş durumda. Referandumda bu ülkenin en az yarısının oy verdiği HAYIR seçeneği nasıl yok sayıldıysa şimdi de T A M A M diyenlerin sesi kısılıyor” denilerek kampanyanın neden yapıldığına ilişkin ifadelerin yer aldığı açıklama şöyle devam etti:

“Öyleyse T A M A M! Biz bu ülkede üreten, düşünen, emeği ile geçinen, vergisini ödeyen milyonlarız. Gücümüzün farkındayız. İktidardan rant kapma telaşı ile susturulmuş, havuza atlamış patronların televizyonlarına gücümüzü gösteriyoruz.”

BirGün Medya, Mor Megafon ile her hafta kadınların sesi olacak

“Bu akşam saat 20.00’de milyonlar olarak televizyonları kapatıyoruz” diyerek yurttaşları havuz medyasına karşı ses çıkarmaya çağıran HAZİRAN, Twitter’da da #KapatGitsin etiketi için şu duyuruyu yaptı:

“Kapalı TV’lerimizin fotoğraflarını paylaşıp bu eşitsiz medya düzenini protesto ediyoruz. Artık milyonlar kazandıkları reklamlarını kaç kişiye yaparlar kendileri düşünsün. Haydi sen de #KapatGitsin”

HALK PARKLARDA BULUŞACAK

Kampanya kapsamında halk yurdun çeşitli yerlerinde halk kürsülerinde buluşacak. Etkinlikler kapsamında

BirGün Yayın Kurulu Üyesi Berkant Gültekin ve BirGün yazarı İrfan Değirmenci‘nin katılmıyla 19 Mayıs Cumartesi Ankara Batıkent Kültürevi Bahçesi’nde;

#TamamKapatıyoruz özgür medyanın ve halkın HAYIR kürsüsünü kuruyoruz #Ankara 19 Mayıs Cumartesi, 19.00, Batıkent Kültür Evi Bahçesi #Batı[email protected]@GultekinBerkantpic.twitter.com/5mmVO5ROD0

— Haziran Hareketi (@BirlesikHaziran) May 17, 2018

BirGün Haber Müdürü Nurcan Gökdemir ve Halk TV Program ve Yayın Müdürü Semra Topçu’nun katılmıyla 20 Mayıs Pazar 17.00’de Ankara’da İlhan Erdost Parkında buluşmalar olacak

#TamamKapatıyoruz bağımsız medyaya omuz veriyoruz, söz halkın kürsülerini kuruyoruz #Ankara 20 Mayıs Pazar, 17.00, İlhan Erdost Parkı #100.Yıl @[email protected]/nqZJ5DfaJe

— Haziran Hareketi (@BirlesikHaziran) May 17, 2018

KISA SÜREDE SOSYAL MEDYADA GÜNDEM OLDU

‘#KapatGitsin‘ etiketi sosyal medya paylaşım sitesi Twitter’da kısa süre içerisinde en çok konuşulan gündem maddeleri arasına girdi. Kampanyanın başlayacağı saatin 20.00 olarak duyurulmasına rağmen akşam üzeri saatlerinde etiket 5 bine yakın paylaşım aldı.

gucumuzun-farkindayiz-havuz-medyasini-bu-aksam-kapatgitsin-465206-1.

ÇOK GENİŞ DESTEK

Öte yandan sanatçılardan siyasetçilere, akademisyenlerden emek örgütlerine halkın çok geniş bir kesmin de kampanyaya destek geldi.

Kampanyaya sosyal medya üzerinden sunulan desteklerden bazıları şöyle:

Bugün saat 20:00’de iktidarın borazanlığını yapan, sahibinin sesi havuz televizyonlarını kapatıyoruz. Öyleyse #TamamKapatıyoruzpic.twitter.com/srcIxoaA4f

— Candan Yüceer (@CandanYceer) May 18, 2018

Havuz medyasını kapatıyoruz. Tetikçi köşe yazarlarını da kapatıyoruz. Okumuyoruz, paylaşmıyoruz. #kapatıyoruz#BarışAtayYalnızDeğildirpic.twitter.com/wY61uukw4q

— zeynep altıok akatlı (@zeynabelle) May 16, 2018

pic.twitter.com/bSOdz9bCD3

— GENCO ERKAL (@DOSTLARTIYATRO) May 16, 2018

Vakit tamam, havuz medyasını kapatıyoruz!#TamamKapatıyoruzpic.twitter.com/blhpMU7xoA

— İlhan Cihaner (@ilhancihaner) May 15, 2018

#TamamKapatıyoruz özgür medyanın ve halkın HAYIR kürsüsünü kuruyoruz #Ankara 19 Mayıs Cumartesi, 19.00, Batıkent Kültür Evi Bahçesi #Batı[email protected]@GultekinBerkantpic.twitter.com/5mmVO5ROD0

— Haziran Hareketi (@BirlesikHaziran) May 17, 2018

#kapatıyoruz#TamamKapatıyoruz yeniye açılıyoruz,nefesinize kuvvet,yelkenler fora …#BarışAtayYalnızDeğildirpic.twitter.com/dicVDZIsiK

— Erdal Güney (@guneyerdal) May 16, 2018

Hayırla kapatalım. https://t.co/7I4nSrzacR

— Alper Taş (@alper_tas) May 16, 2018

Haber alma hakkımızı engelledikleri için!
Seçimlerin adil yapılmasını önledikleri için!
İktidarın otoriter uygulamalarını meşrulaştırdıkları için!
Algı operasyonlarıyla halka “Yalan Bir Dünya” sundukları için!..

Bugün saat 20:00’de havuz kanallarını kapatıyoruz#TamamKapatıyoruzpic.twitter.com/QopiyWM2eN

— Fikri Sağlar (@dfikrisaglar) May 18, 2018

Milyonların sesini yok sayan havuz televizyonlarını bu akşam 20.00’de kapatıyoruz.#TamamKapatıyoruz#kapatgitsinpic.twitter.com/mZLpd3tokJ

— MMO Genel Merkezi (@MMOtmmob) May 18, 2018

Öyleyse #TamamKapatıyoruz
Bu akşam 20.00’da havuz tv’lerini kapatıyoruz!!! pic.twitter.com/OaEUSHbzmS

— KESK (@KESK1995) May 18, 2018

Bizleri yok sayanları,
Gerçekleri saklayanları,
İktidarın borazanlığını yapanları,
Haber alma hakkını gaspedenleri,
Uyarıyoruz!#TamamKapatıyoruzpic.twitter.com/1Bj33fEVBL

— TMMOB (@TMMOB1954) May 18, 2018

Öyleyse Penguen medyasını #KapatGitsin . Parklarda komşularımızla buluşup biz yayın yapalım. https://t.co/k8QZo6A2N1

— Haziran İstanbul (@istanbulbhh) May 18, 2018

‘Havuz medyası’ bu akşam kapatılıyor!https://t.co/PIzonQGrYu
Seçimlere giderken havuz medyasının tutumu tepki toplamaya devam ediyor. Bugün saat 20’den itibaren havuz medyasına karşı ekranlar kapatılacak, yurttaşlar parklarda buluşacak#KapatGitsinpic.twitter.com/rY9LS1fRnM

— RedHaber (@RedaksiyonHaber) May 18, 2018

Sesimizi duymayan, bizi görmeyen yandaş medyayı #KapatGitsin! #TamamKapatıyoruzpic.twitter.com/6sOJ1YRI2T

— Haziran Kadıköy (@HaziranKadikoy) May 18, 2018

milyonların sesini yok sayanlardan
BIKTIK… SIKILDIK…
artık #KapatGitsinpic.twitter.com/M8dJFvKV7H

— Haziran Hareketi (@BirlesikHaziran) May 18, 2018

#TamamKapatıyoruz camları aç iyice havalansın hayat @serkanaltunignepic.twitter.com/PpmQUwkQmC

— Haziran Hareketi (@BirlesikHaziran) May 18, 2018

Mahallelerimizi duyurularla donattık. Yarın akşam çaya bekliyoruz. #Tamam mı?
Demek ki ne yapıyoruz, akşam 20.00de yandaş kanalları kapatıyoruz, 21.00de de Koşuyolu parkında demli çayımızı içerken komşularla sohbeti koyulaştırıyoruz.#TamamKapatıyoruzpic.twitter.com/AyYhesNhdL

— Haziran Üsküdar (@haziranuskudar) May 17, 2018

KESK’ten #TamamKapatıyoruz eylemine destek

Cuma, 18 May 2018 yorum yok

Birleşik HAZİRAN Hareketi tarafından 24 Haziran seçimleri öncesinde havuz medyasının muhalif seslere yer vermemesi sebebiyle başlatılan #TamamKapatıyoruz eylemine Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) tarafından da destek verildi.

Bu akşam 20.00 itibariyle havuz medyası televizyon kanallarının kapatılacağı eylem için sosyal medyada da#TamamKapatıyoruz etiketiyle de bir kampanya da başlatılacak.

Öyleyse #TamamKapatıyoruz
Bu akşam 20.00’da havuz tv’lerini kapatıyoruz!!! pic.twitter.com/OaEUSHbzmS

— KESK (@KESK1995) May 18, 2018

‘Eşit propaganda imkanına sahip olunması, seçimin adil

Cuma, 18 May 2018 yorum yok

Diyarbakır Barosu tarafından 24 Haziran’da yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimleriyle ilgili ‘seçim hakkı ve seçim güvenliği’ konulu basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda konuşan Baro Başkanı Ahmet Özmen, 24 Haziran seçimlerine seçim güvenliği, serbest seçim hakkı, eşit koşullarda propaganda hakkı ve serbestisi, OHAL koşullarına dair tartışma ve itirazlarla girildiğini söyledi. Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan, HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın, eşit koşullarda propaganda hakkı için serbest bırakılması gerektiğini savunan Özmen, şunları söyledi:

“Bilindiği üzere eşit ve adil bir seçim demokrasinin vazgeçilmez temel unsurudur. Bir seçimin adil, demokratik ve meşru olmasında propaganda sürecinin demokratik ve herkesin eşit propaganda imkanlarına sahip olması, en az oy verme ve sayım işleminin dürüstlüğü kadar belirleyicidir. Başta tutuklu cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın serbest propaganda hakkının engellenmesi olmak üzere eşit koşullarda propaganda hakkının tesisi için siyasi tarafların bu haksızlığın giderilmesi için sorumluluk almaları gerektiği aşikardır. Bu bağlamda tutuklu cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın eşit koşullarda seçime katılımını sağlamak için tutukluluğunun gözden geçirilerek serbest bırakılması çağrımızı yineliyoruz. Demokratik hayatın vazgeçilmez unsuru olan seçimler temel olarak özgür, güvenli ve baskıların olmadığı bir ortamda vücut bulmaktadır. OHAL koşulları altında bu ortamın sağlıklı olmadığı gün gibi ortada olup, medyanın tek bir siyasi anlayışı, ittifakı ve propagandayı seçmenlere ulaştırma gayreti de yine demokrasinin bu ayağını sakatlamaktadır.”

AİHM’İN ‘ROBOSKİ’ KARARINA TEPKİ

Başkan Özmen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Şırnak’ın Roboski ilçesine bağlı Ortasu köyü Irak sınırında, 28 Aralık 2011 tarihinde gerçekleştirilen hava operasyonunda hayatını kaybeden 34 köylü için yapılan başvuruyu ‘kabul edilemez’ bulmasını da eleştirdi. Kararı hukuki bulmadıklarını dile getiren Özmen, şunları söyledi:

“2001 yılında savaş uçakları tarafından bombalanarak katledilen 34 vatandaşımızın AİHM’e başvurusuna ilişkin AİHM tarafından bir karar verildi. Diyarbakır Barosu olarak bu kararın adil ve İnsan Hakları Mahkemesi ismini taşıyan bir mahkeme tarafından verilmiş olduğunu doğru bulmadığımızı vicdanen, ahlaken, hukuken gibi ciddi eleştirilere tabi tuttuğumuzu bilinmesini istiyoruz. Başvuru, bir ‘kabul edilemezlik’ kararı ile reddedildi. Yani esasın incelenmesine geçilmeden bir usuli noksan üzerinden bir ‘kabul edilemezlik’ kararı ile esasa ‘ret’ kararı verildi. Tüm kamuoyu önünde gerçekleşen savaş uçaklarıyla 34 sivil masun insanın katline sebep olan olayda bir usuli eksikliğin 34 canın önünü konulması, yaşam hakkının esastan incelenmesine geçilmemesine biz hukuken doğru bulmuyoruz. Diyarbakır Barosu olarak 34 canımızın başvurusunun reddedilmesine ilişkin tüm üyelerimizle beraber bir kampanya yürüteceğiz.”

(DHA)

HDP mitingine saldırıyla ilgili 3 yıl sonra olay yerinde keşif

Cuma, 18 May 2018 yorum yok

HDP’nin 5 Haziran 2015’te Diyarbakır’da düzenlediği seçim mitingine dönük düzenlenen, 5 kişinin hayatını kaybettiği, 400’e yakın kişinin de yaralandığı patlamayla ilgili davaya bakan hakim, 3 yıl sonra olay yerinde inceleme yaptı.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 5 Haziran 2015 tarihinde Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda düzenlenen mitingine yönelik yapılan 5 kişinin yaşamını yitirdiği, 400’e yakın kişinin de yaralandığı bombalı saldırıya ilişkin mağdur avukatlarının talebi üzerine Diyarbakır 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nin bir önceki duruşmada aldığı karar gereği patlamanın meydana geldiği alanda inceleme yapıldı.

Müşteki avukatlarının da hazır bulunduğu incelemede bombayı yerleştiren IŞİD’li Orhan Gönder’in Merkez Anadolu İmam Hatip Lisesi’nden miting alanına geçişinin nasıl olduğu gözlemlendi.

Davaya bakan hakim, incelemeden sonra tutanak tutup alandan ayrıldı.

Yapılan inceleme daha sonra rapor haline getirilecek. Art arda yaşanan iki bombalı saldırıda alanın güvenliğini sağlayan polislerin kusurları da göz önünde bulundurulacak.

SKANDALIN ÜSTÜ ÖRTÜLDÜ

Saldırıların faili tutuklu Orhan Gönder, IŞİD’le bağlantılı olduğu gerekçesiyle aranıyordu. Buna rağmen Gönder, Suriye’deki IŞİD kamplarında 6 ay eğitim aldıktan sonra 6 Mayıs 2015’te Türkiye’ye giriş yapıp, 2 Haziran’da Diyarbakır’a geçti. Gönder’in Diyarbakır’da kaldığı otele 3 Haziran’da gelen polisler, ‘yoklama kaçağı’ olduğu gerekçesiyle tutanak tuttuktan sonra otelden ayrıldı.

Patlamayla ilgili Gönder’in yanı sıra İsmail Korkmaz, Mustafa Kılınç, Burhan Gök ile firari şüpheli İlhami Balı yargılanırken, bunun dışında kimseye soruşturma açılmadı.

Failler hakkında, 5’er kez ağırlaştırılmış ömür boyu ve 4 bin 101’er yıldan 6 bin 318’er yıla kadar hapis cezası talep isteniyor.

(MA)

TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu: TOBB nasıl oluyor da

Cuma, 18 May 2018 yorum yok

TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun, TOBB’nin 74.Genel Kurulunda yaptığı konuşmada iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının işveren lehine değiştirilmesini sağladıklarını ifade eden açıklamalasıyla ilgili açıklama yayımladı.

“TOBB nasıl oluyor da işçi haklarının kısıtlanmasını sağlayabiliyor?” denen açıklamada,kapitalist sistemin işçi haklarını kısıtladığı bir dönemde iktidar-sermaye işbirliğinin emek mücadelesine her alanda saldırısı devam etmekte olduğunun altı çizildi ve Başbakan Yıldırım işe TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’na sorular yöneltildi.

TMMOB İstanbul İl Koordinasyonu Kurulu’nun açıklaması şöyle:

Kapitalist sistemin işçi haklarını kısıtladığı bir dönemde iktidar-sermaye işbirliğinin emek mücadelesine her alanda saldırısı devam etmektedir. TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, TOBB’nin 74.Genel Kurulunda yaptığı konuşmada istihdam maliyetlerinin düşürülmesini ve iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının işveren lehine değiştirilmesini sağladıklarından bahsederek “Büyük sıkıntı yaşadığımız bir başka alan, yargı sistemiydi. Özellikle iş mahkemelerindeki davalarda, işveren yüzde 99 haksız çıkıyordu. Bunu değiştirmek üzere, zorunlu arabuluculuk sisteminin uygulamaya alınmasını sağladık” açıklamasında bulundu.

Başbakan Binali Yıldırım da geçtiğimiz hafta düzenlenen 9. Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresinin açılış konuşmasında “iş kazalarının yüzde 80-85 insan hatasından, insan unsurundan kaynaklandığını”, “iş cinayetlerinin ardından getirilen düzenlemelerde ipin ucunun kaçırıldığını” ve “Eldiven takmaz, baret giymez, güvertede çalışır kemer takmaz. Sürekli peşlerinden koşacaksın. Her an başında duracaksın” gibi cümlelerle iş cinayetlerinde suçun işçide olduğunu söylemekten çekinmemiştir.

Anlaşılan Başbakanın konuşmaları ile cesaretlenen, Rıfat Hisarcıklıoğlu, Başbakan ile aynı dili kullanarak işçi haklarının kısıtlanmasına yönelik çalışmalar yaptıkları ve başarılı olduklarını genel kurulda söyleyerek TOBB üyelerinden oy toplamaya çalışmıştır.

Hisarcıklıoğlu TOBB üyelerine sempatik görünmek ve seçim kazanmak için iş ve emek karşıtı mücadelelerini övünerek anlatırken AKP iktidarı da yaklaşan 24 Haziran seçimleri için seçim yatırımı yaparak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından yapılan işyeri denetimlerini gerçekleştiren iş müfettişlerinin denetimlerini askıya alarak işçileri denetimsiz ortamlarda ölmeye terk etmiştir. Söz konusu denetimsizlik AKP iktidarının her seçim/referandum öncesi yaptığı bir uygulama olup oy kaybetmemek, sermayeye şirin gözükmek adına emekçilerin yaşam haklarını ellerinden almaktadır.

Tüm açıklamalarımızda belirttiğimiz gibi, AKP iktidarı 22 aylık OHAL sürecinde toplum hak ve özgürlükleri ile işçi hakları ve sendikal mücadeleleri kısıtlanmıştır. Hisarcıklıoğlu’nun da itiraf ettiği gibi AKP iktidarının çalışma yaşamına yönelik ele aldığı “Hedef Sıfır Kaza”, “Güvenli İskele”, “Güvenle Büyü Türkiye” gibi kampanyalar günü kurtarmayı dahi amaçlamadan göz boyamaya yöneliktir.

Başbakan Binali Yıldırım ve TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’na soruyoruz;

  • 24 Haziran seçimleri nedeniyle askıya alınan işyeri denetimleri sürecinde kaç işçi yaşamını yitirdi?
  • Kamu kurumlarının bünyesinde ve taşeronlarında sigortasız işçi çalıştırmak, çocuk işçi çalıştırmak gibi uygulamalar mevcut mudur? TRT’nin setinde yaşanan iş kazasından sonra iş yeri denetimlerini 24 Haziran’a kadar yapmamaya devam edecek misiniz?
  • Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Eskihisar Şirketler Grubunda kaç iş kazası yaşanmıştır, Eskihisar Şirketler Grubunda İş Teftiş Kurulu Başkanlığı planlı ya da plansız hiç denetim yapmış mıdır?
  • TOBB Başkanı ve Eskihisar Şirketler Grubu yönetim kurulu başkanı olan Rıfat Hisarcıklıoğlu nasıl oluyor da işçi sendikalarının, emek – meslek örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının tüm baskılarına karşın işçi haklarının kısıtlanmasını sağlayabilmektedir?
  • Arabuluculuk faaliyetlerinin %90’nını oluşturan işçi-işveren uyuşmazlıklarında 19.411 kişinin hakkının gasp edilmesinin sorumlusu Hisarcıklıoğlu mudur?
  • 2016 yılında 24.284 denetim yapan İş Teftiş Kurulu Başkanlığı 2017 yılında denetimlerini %23 azaltarak 18.812 denetim yapmıştır ancak 2016 yılında en az 1970, 2017 yılında ise en az 2006 işçi yaşamını yitirdi. İş cinayetleri kontrolsüz bir şekilde artarken kamusal denetimler hangi amaç için azaltılmakta, askıya alınmaktadır?