arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘istihbarat’

İsrail yapımı elektronik cihazlar İran’a mı satıldı?

Cumartesi, 19 May 2018 yorum yok

İsrail’in Yedioth Aharonoth gazetesinin iddiasına göre Kudüs merkezli Celem Şirketi’nin ürettiği güç elektroniği kapasitörleri sevkiyatına Temmuz 2017’de Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) el konuldu. Türkiye’nin İsrail yapımı elektronik cihazları İran’a naklederek BM Güvenlik Konseyi’nin Tahran’a yönelik yaptırımlarını ihlal ettiği iddia edildi. Gazeteye göre Birleşmiş Milletler (BM) el konulan cihazların Türkiye tarafından İran’a nakledilip edilmediğini soruşturmaya başladı.

BM’nin konuyla ilgili İsrail’den daha fazla bilgi talep etmesi üzerine Celem’den ”Biz cihazları bir Türk şirketine satmıştık. Sevkiyat İran’aysa o zaman alıcı Türk şirketi bizi kandırmış demektir” açıklaması geldi.

BM Güvenlik Koseyi’nin 2015 yılında aldığı 2231 sayılı karar, İran’a nükleer teknoloji geliştirmeye yönelik ürün ve teknoloji satışını yasaklıyor. BM Genel Sekreterliği, İsrail hükümetine, BAE’nin ele geçirdiği CSP 180/300 model kapasitörlerin İsrail yapımı olduğunu bildiren ve konuyla ilgili daha fazla bilgi verilmesini talep eden mektup gönderdi. Mektubun çarşamba günü ulaşmasının ardından Celem şu açıklamayı yaptı:

‘Her türlü soruşturmayla işbirliğine hazırız. Bunları düzgün bir Türk şirketine sattığımızı kanıtlayacağız. Biz İran gibi ülkelerle iş yapmayız. Satışlarımızın çoğunu Avrupa ve ABD’ye yapıyoruz, ama Türkiye de düşman ülke olmadığından onlarla ticaret yapmamamız için bir sebep yok. Her halükarda İran’a sevkiyat ulaştırdılarsa Türk alıcılar bizi yanıltıp kandırmış demektir.”

Yedioth Aharonoth, bunun Türkiye’nin İran’a yönelik yaptırımları delmesinin ilk örneği olmadığını öne sürerek İran-Türkiye vatandaşı Rıza Sarraf’ın kurduğu ağı örnek verdi.

***

İsrail Turizm Bakanı: Türkiye’ye gitmeyin

İsrail Turizm Bakanı Yariv Levin, Türkiye’nin İsrail katliamına tepkisi sebebiyle İsrail vatandaşlarına “Türkiye’ye gitmeme” çağrısında bulundu.

Şalom’ın haberine göre Levin, İsraillilerden “Antalya’dan uzak durmalarını” istedi.

İsrail milletvekili İtzik Shmuli ile İsrail İstihbarat Bakanı Yisrael Katz ise İsrail’in “Ermeni soykırımını tanıması gerektiğini” söyledi. Katz, “Erdoğan’ın İsrail devletinden nefret ettiğini” öne sürerken, “Türkiye ile diplomatik ilişkilerin azaltılmasının hata olacağını” savundu.

Bakan Soylu’dan ‘seçim güvenliği’ açıklamaları

Cuma, 11 May 2018 yorum yok

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Seçim Bölge Güvenlik Toplantısı”na katıldı.

Bakan Soylu, 24 Haziran seçimlerindeki güvenlik çalışmaları konusunda “Mevzuat itibarıya birtakım yenilikler var. Ayrıca yaşanan gelişmelerden, yapılan açıklamalardan anlıyoruz ki dünyanın hemen her yerinden, uluslararası toplum tarafından da yakından takip edilen bir seçim. Dolayısıyla her zamankinden daha ağır bir sorumluluk bizi beklemektedir. Haliyle her zamankinden daha büyük bir dikkat, daha fazla bir özen göstermek durumundayız” dedi. Bakan Soylu, “Seçim güvenliğini üç noktada ele alıyoruz. Birincisi kampanya ve propaganda döneminin güvenliği. İkincisi seçim günü oy verme güvenliği ve üçüncüsü de seçim akşamı oy sayımının güvenliği, sonuçların, listelerin, evrak ve oy pusulalarının ilgili yerlere sağlıklı ve seçim hukukuna uygun bir şekilde iletilmesi” diye konuştu.

DİJİTAL SUÇLAR

Kampanya döneminde alınacak tedbirlere değinen bakan Soylu, “Miting alanları, toplanma alanları, stand çalışmaları, broşür dağıtımı Ramazan nedeniyle iftar programları tedbirlerini kapsayacak. Ayrıca dijital ortamdaki güvenliği de tesis etmek maksadıyla, özellikle sosyal medyada terör örgütü propagandası veya başka türlü provakasyonların ortaya getirilmesi, dijital seçim çalışmalarını engellemeye yönelik siber suçların takibini yapmak maksadıyla da, ilgili birimlerimiz görevleri başında olacaktır. Elbette ki burada dikkat edeceğimiz en önemli konu, güvenliği bahane edip ifade özgürlüğünün önüne geçmemektir. Hayatımızın genel gidişatını yönetme yetkisini, ne kadar vergi vereceğimizi, nasıl bir kanun anlayışıyla yaşayacağımızı belirleyecek kişileri seçiyoruz. Bu önemli bir karardır. Esas olan özgürlüğü temin etmektir. Güvenlik, özgür bir ifade ve tercih ortamını sağlamak için vardır. Bu itibarla bizim temel sorumluluğumuz, birilerinin başkalarının özgürlük alanına müdahil olamayacağı, tercihlerin özgürce yapılabileceği güvenli bir ortamı tesis etmektir” şeklinde konuştu.

“TEDBİRLERİ DIŞARIDAN İZLEYECEK, KONTROL EDECEK BİRİMLER OLUŞTURACAĞIZ”

“Kampanya döneminde basına açık ve kapalı toplantılarda güvenlik tedbirlerini alırken, üçüncü bir göz kullanacağız” diyen Bakan Soylu, “Alınan tedbirleri dışarıdan izleyecek, kontrol edecek birimler oluşturacağız” dedi.

ÇOCUKLARIN BROŞÜR DAĞITMASI

Soylu, ayrıca seçim kampanyalarında 18 yaşından küçüklerin seçim broşürü, seçim materyali, afiş gibi malzemeleri dağıtmasına izin vermeyeceklerini belirtti. Çalışmalarda bazen aşırı tepkiler gösterildiğini, gerginlikler yaşanabildiğini ifade eden Bakan Soylu, “Mahallenin küçük çocuklarının ellerine siyasi parti broşürleri tutuşturup onları tanımadıkları insanların önüne, evine, kapısına yollamak, çocuklarımız açısından bir risk içeriyor. Çocuklarımızı koruma adına böyle karar almış olduk” dedi.

“531 BİN 7 PERSONEL SEÇİM GÜNÜ GÖREV BAŞINDA OLACAK”

Bakan Soylu “Seçim günü tedbirleri kapsamında da kolluk birimlerinin bütün izinleri kaldırılacak. Hali hazırda 264 bin 526 emniyet personeli, 195 bin 695 jandarma, 50 bin 793 güvenlik korucusu ve 19 bin 993 gönüllü güvenlik korucusuyla beraber toplam 531 bin 7 personel seçim günü görev başında olacak” diye konuştu.

74 HELİKOPTER 18 İHA KULLANILACAK

74 helikopter, 18 İHA ve 6 insanlı keşif uçağı ile 765 TOMA’nın gerek seçim günü gerekse kampanya döneminde kullanılacağını belirten Bakan Soylu, “Bu süreçte emniyet birimlerindeki daha küçük dronelar da bu süreçte kullanılacak. Güvenlik, acil durum merkezi, izleme merkezleri, jandarma istihbarat ve emniyet istihbarat birimleri, güvenlik kamera sistemleri entegre şekilde yer alacak” dedi.

“SİLAHLA SEÇİM SANDIKLARININ YANINA GİDİLEMEYECEK”

Soylu, “Özellikle seçim günü, üzerinde silah bulunan kişilerin seçim sandıklarının bulunduğu binalara girişlerine izin verilmeyecektir. Aynı şekilde üzerinde propaganda etkisi olan rozet, amblem vs. bulunduran kişilere de sandık mahalline girmelerine, her seçimde olduğu gibi bu seçimde de müsaade edilmeyecektir. Güvenlik kameraları ve aydınlatma konusu hassasiyet göstereceğimiz konuların başında gelmektedir. Mevcut güvenlik kameralarının sağlıklı çalışmasına, sandık kurullarının olduğu, oy torbalarının depolanacağı yerlerin aydınlatılmasına ilişkin tedbirler alınacaktır. Yaz olması münasebetiyle havanın geç kararacağı göz önüne alınmaktadır. Ama seçim sonuçlarının sayım ve dökümü maalesef ilerleyen saatlere kadar devam etmektedir. Biz işimizi kış tutacağız, yaz çıkarsa bahtımıza. Erken biterse havanın aydınlığında seçim sayımı ve teslim işleri bitirilecek” diye konuştu.

“BAŞARIYI 24 HAZİRAN’DA BÜTÜN ARKADAŞLARIMIZLA BİRLİKTE TEKRARLAYACAĞIMIZA İNANIYORUM”

Bakanlık olarak 16 Nisan referandumunda iyi bir sınav verdiklerini belirten Bakan Soylu, “Gerek kolluk birimlerimiz gerekse idari birimlerimizle hem kampanya döneminde hem de seçim günü akşamına kadar, bakanlığımız, özgür ifade ortamını ve seçim güvenliğini temin etme hususunda ülkenin her köşesinde başarılı olmuştur. İnşallah bu başarıyı 24 Haziran’da bütün arkadaşlarımızla birlikte tekrarlayacağımıza inanıyorum. İnanıyorum ki bütün vatandaşlarımız, huzur içinde, kardeşlik içinde sandığa gidecekler, iradelerini sandığa yansıtacaklar ve bir bayram havası içinde geçecek olan bu seçim döneminin sonunda, kazanan, herşeyden önce demokrasimiz ve ülkemiz, kazanan asil milletimiz olacaktır” dedi.

(DHA)

Dışişleri: Trump’ın duyurduğu operasyon Sakarya’da başladı

Cuma, 11 May 2018 yorum yok

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, dün ABD Başkanı Donald Trump’ın Twitter’dan duyurduğu ‘IŞİD’in 5 elebaşının yakalanması’ konusunda açıklamalarda bulundu. Aksoy, ABD basınında çıkan operasyonun Türkiye’de başladığı yönündeki haberleri doğruladı.

Aksoy’un açıklamaları şu şekilde:

“Türkiye, DAEŞ’e karşı mücadelede tüm ulusal imkanlarını seferber etmektedir. Uluslararası alanda tesis edilen işbirliğinin önemli sonuçlar verdiğini memnuniyetle kaydediyoruz.

New York Times’da 9 Mayıs tarihinde yayınlanan haberde bahsi geçen operasyon, İsmail Alwaan al-Ithawi adlı üst düzey DAEŞ mensubunun istihbarat ve emniyet birimlerimiz tarafından düzenlenen operasyon sonucunda Sakarya’da yakalanması ve Irak’a sınır dışı edilmesiyle başlamıştır.

Ortaya çıkan başarıda Türkiye’nin de katkısının bulunması bizim için önemlidir. Türkiye, Amerika, Irak ve diğer ülkelerle işbirliği içerisinde, DAEŞ’e karşı mücadeleyi sürdürecektir.” ​

Çarpık hanede düzgün insan olur mu?

Pazartesi, 30 Nis 2018 yorum yok

Bu hafta, bir filme analitik düzeyde yaklaşırken kullandığımız en basit formülasyon olan ‘3N prensibi’nin -NE anlatıyor, NASIL anlatıyor, NİÇİN anlatıyor- ilginç sonuçlar verdiği bir film gösterime giriyor: Crooked House/Çarpık Evdeki Cesetler. İlk N’nin yanıtı basit: Agatha Christie’nin 1949 tarihli romanından uyarlanan Crooked House, çok zengin bir adamın zehirlenerek öldürülmesinden sonra devasa malikanede yaşayan aile fertlerinin maddi ve manevi çekişmeleri, takıntıları, arzuları çerçevesinde gelişen bir polisiye hikâye.

İkinci N’de film ilginçleşmeye başlıyor. Normalde anlatının biçim-içerik ilişkisinin çözümlendiği bu aşamada değerlendirilmesi gereken fazladan bir unsur var: Uyarlama tekniği. 20. yüzyıl polisiye edebiyatının en ünlü isminin bir yapıtından uyarlama söz konusu olduğu için ‘nasıl’ sorusunun yanıtı bu sefer kitapla film arasındaki benzerlik ve farklılıklarda ortaya çıkıyor.

Katilin kimliği de dahil olmak üzere Agatha Christie’nin romanındaki pek çok unsur senaryoda aynen kalırken, soruşturmanın merkezindeki cinayetin kurbanı olan zengin adam karakterinde çarpıcı bir değişimle karşılaşıyoruz. Romandaki Aristide Leonides İzmirli bir Rum’dur. 1884’te İngiltere’ye göç edip ileride restoranlar zincirine dönüşecek imparatorluğunun ilk dükkanını açar. Kısa sürede Londra’nın en ünlü restoranlarının çoğunun arkasındaki isim haline gelen Leonides işi büyütüp hazır yemek piyasasına girer. Bu arada 1. ve 2. savaşların sefalet ortamında parasına para katmak için ikinci el kıyafet ve ucuz mücevher ticareti gibi işler de yapar.

Kısaca, Christie’nin 1949’da yayımlanan romanındaki Leonides açgözlü ve hırslı bir kapitalisttir. Bu unsurlar Leonides’i olumsuz bir karakter yapar ama özellikle kötü yapmaz. Oysa üç senaristin yarattığı filmdeki Leonides kesinlikle çok kötü bir adam: Yunan İç Savaşı sırasında anti-komünist örgütlenmeyi yönlendirmiş, CIA için çalışmış, istihbarat katkılarından dolayı ABD yönetiminin himayesinde birçok yatırım yapmış, servetinin kökeninde halkların kanı bulunan, iğrenç bir faşist… Leonides hakkındaki şu sözleri de torunu söylüyor: “Savaş sırasında işleri genişletti: Bombalar… Önce şehri yerle bir edersin sonra da şehre girip yeniden inşa edersin…”

Öyle görünüyor ki, senaristler anlatıdaki diğer karakterleri neredeyse olduğu gibi bırakırken torunları başta olmak üzere malikanedeki hiç kimsenin sevmediği, topluma bakışı “Aptal insanlar savaşta ölmekten başka bir işe yaramaz.” sözüyle özetlenen, cinayet şüphelilerinin en kötüsünün bile kat kat iyi olduğu iğrenç bir adam yaratmak için çok özel bir çaba harcamış. Senaryoda da payı bulunan yönetmen bu karakteri öyle bir şekilde çiziyor, seyirciyi öyle tuhaf biçimde yönlendiriyor ki, bir süre sonra kendinizi Leonides’in katilinin yakalanmasını istemez halde buluyorsunuz.

Üçüncü N’ye gelince…

Filmin ‘niçin’ bu hikayeyi anlattığı sorusunun cevabı, Leonides’in acımasız faşist kapitalizminde yatıyor. Malikanede olup bitenler Avrupa hanedanlarının savaşlarını andırıyor. Hatta bir yerde Borjiya sülalesine de gönderme yapılıyor. Bu durumda belli ki faşist kapitalist Leonides’in malikanesi 20. yüzyıl Avrupasına denk düşüyor. Peki bu Avrupa’da neler oluyor?

1949’da, tam da Agatha Christie’nin Crooked House’u yayımladığı günlerde İngiliz yönetmen Carol Reed The Third Man/Üçüncü Adam adlı Graham Greene romanını perdeye uyarlamıştı. Crooked House’un 2. Savaş sonrası Avrupa’da tıbbi malzemelerin karaborsaya düşmesi sonucu yaşanan ölümleri, bu ölümlerin sebebi olan kapitalist insafsızlığı epey anti-Amerikan biçimde anlatan bu başyapıta hem öz hem de biçim düzeyinde yaptığı bariz göndermeler var. Her şeyin 1945’te -tam da savaşın bittiği yıl- doğmuş 12 yaşında bir kız çocuğunun etrafında düğümlendiği senaryo birincil anlam düzeyinde 2. Savaş sonrası, daha derinlerdeyse Soğuk Savaş sonrası Avrupa’nın yeniden inşa sürecinin kapitalist dinamiklerini, hanenin çarpıklığıyla o hanede yaşayanların durumunu tartışıyor.

Derinlerde yürüyen bu tartışma filmi komünist ya da sosyalist yapmaz tabii, ama bir anlatı türü olarak polisiyenin tam da Ernst Mandel’in Hoş Cinayet‘te ortaya koyduğu haliyle toplumsal değişimle bağlantılı olarak yaşadığı -yaşamak zorunda olduğu- değişimin 21. yüzyıldaki halini gösterir ki, bu da kısa günün kârıdır galiba…