arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘özgürlük’

#KapatGitsin dedik, kapattık

Cumartesi, 19 May 2018 yorum yok

Kapama düğmesi televizyonun keşfinden daha büyük bir keşiftir” demiş zeki insanlardan biri. Karşımızda her gece yalanı allayıp, pullayıp getiren havuz medyasının televizyonlarını görünce “televizyonun kapama düğmesi”nin ne kadar önemli olduğunu görüyor gerçekten insan.

İyi ki var. Yalandan, talandan söz etmeyen, toplumsal duyarlıklara sırtını dönmüş, kimi duyarlıkları toplumu bölmek için bile isteye kaşımış, tarafsızlığını da gerçeğe bağlılık duygusunu da yitirmiş, toplumsal hiçbir kaygının yanında saf tutmamış “televizyonları” görünce o “düğme”ye kutsal bir nesne gibi bakıyorum inanın. Elim gidiyor, hemen kapatıyorum.

Görmemek çözümdür demiyorum tabii ki. Görmeyince her şeyin çözüldüğünü düşündüğüm de yok. O kahrolası “izleme ölçüm oranı” içerisinde yer almamanın ilk yolunun o düğmeyi kapamak olduğunu bildiğim için yapıyorum bunu. Benden mahrum kalmaları için. Benim de içinde bulunduğum seyircilerin çokluğu oranında pastadan alacakları payı büyütmemek için yapıyorum. Yani o “televizyonun kendisinden daha önemli bir keşif olan televizyonu kapatma düğmesi” hiç de yabana atılacak, küçümsenecek bir nesne değil.

Bu uğursuzların, bu yalancıların “pazarları”ndan çıkarıp alıveriyor beni hemen o küçük nesne. Dün gece öyle yaptık dostlarımızla. Birleşik Haziran Hareketi’nin çağrısına uyup saat 20.00’den itibaren üç saat kapattık havuz medyasının televizyonlarını. Konuştuk bolca, eğlendik, konuşacak ne kadar konumuz olduğunu fark ettik. Kimimiz daha sonra kitap okuduk. “Okumak zaman alır doğru, ama televizyon zamanın daha fazlasını götürür” diyen Stephen King’in kulaklarını çınlattık.

Bu kadar yalanı ustaca nasıl evlerimize sokabiliyorlar? Bu konuda kendilerini o kadar geliştirdiler ki her türlü takdiri(!) hak ediyorlar gerçekten. Yaptıkları haberlerle, açık oturumlarla vicdanımızı yaraladılar yıllarca. “Savaşta önce gerçekler ölür” vecizesini doğrulayacak onlarca yalan haber pompaladılar evlerimize, Suriye ile Irak ile Libya ile ilgili. Havuz medyasının, dünyadaki benzerleri gibi, şaşırmadan bulduğu hedef hep “gerçekler” oldu. Tahammül gücümüzü zorlamadıklarını, yalanları karşısında sinirlerimizin yıpranmadığını söyleyebilir miyiz? Alfred Hitchcock haksız değildi demek ki “televizyon psikiyatri üzerine çok şey başarmıştır, hem psikiyatriyi tanıtmış hem de ona muhtaç olanları yaratmıştır” demekle.

Mesele, “seyretmeyin o zaman” denecek kadar basit değil. Televizyon biz seyretmesek bile, haberlerini(!), yorumlarını(!), açık oturumlarını(!) izleyenleri çıkarıyor karşımıza her yerde. Büyük yalanları doğru zanneden insanlarla karşılaşıyoruz birçok yerde. Bu nedenle sadece bizim “televizyon düğmesini” kapatmamızla yıkılacak bir yalan duvarı değil bu, kabul, ama en azından üç saat boyunca izlemezsek, bunu toplumsal direnişin aracı haline getirebilirsek çok ama çok etkili olabiliriz. Üç saat boyunca “rating”lerine darbe vurabilir, reklam gelirlerini sarsabiliriz. Yalan haber vermenin, doğruları çarpıtmanın, gerçekleri ters yüz etmenin bir bedeli var, onu böylelikle ödetebiliriz.

Gücümüzün farkında olmakla ilgili her şey. “Düğmeyi kapamakla” tek adamın sesini, tek adamın yüzünü, tek adamın kadınlı erkekli dalkavuklarını da hayatımızdan üç saatliğine silmiş olduk biz dün gece. Bunun ne kadar değerli olduğunu fark ettik. Üç saate “bir dolu özgürlük” sığdırdık.

Protesto kanalları kapatılmış bir toplumda, aslında her durumda protesto gereçlerinin yaratılabileceğinin bir örneği de oldu dün geceki “eylemimiz”. Bulunduğumuz her yeri, evimizin salonunu bile bir “itiraz” meydanına çevirebildik. O “meydan”a iznimiz olmadan kimsenin giremeyeceğini de gösterdik.

Toplumsal hiçbir itirazın yer almadığı, “gücün sesi”ne dönüşmüş havuz medyasının televizyonları da aslında bizim sayemizde özgür olacak. Zincirlerinden kurtulacak. Her görüşe verdiğinde, her demokrat sese kulak kesildiğinde kendisi de bunun ne zenginlik olduğunu anlayacak. Dalkavukluk, yandaşlık sürdürülebilir bir tutum değil. Her gün kendini tekrarlaması zordur yandaşın. Çeşitlilik onları da bu dertten kurtaracak.

Birleşik Haziran Hareketi, #KapatGitsin dedi, kapattık. Üç saat boyunca. Yine çağrı yapacak, yine kapatacağız.

Hazır mısınız?

Bakan Soylu’dan ‘seçim güvenliği’ açıklamaları

Cuma, 11 May 2018 yorum yok

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Seçim Bölge Güvenlik Toplantısı”na katıldı.

Bakan Soylu, 24 Haziran seçimlerindeki güvenlik çalışmaları konusunda “Mevzuat itibarıya birtakım yenilikler var. Ayrıca yaşanan gelişmelerden, yapılan açıklamalardan anlıyoruz ki dünyanın hemen her yerinden, uluslararası toplum tarafından da yakından takip edilen bir seçim. Dolayısıyla her zamankinden daha ağır bir sorumluluk bizi beklemektedir. Haliyle her zamankinden daha büyük bir dikkat, daha fazla bir özen göstermek durumundayız” dedi. Bakan Soylu, “Seçim güvenliğini üç noktada ele alıyoruz. Birincisi kampanya ve propaganda döneminin güvenliği. İkincisi seçim günü oy verme güvenliği ve üçüncüsü de seçim akşamı oy sayımının güvenliği, sonuçların, listelerin, evrak ve oy pusulalarının ilgili yerlere sağlıklı ve seçim hukukuna uygun bir şekilde iletilmesi” diye konuştu.

DİJİTAL SUÇLAR

Kampanya döneminde alınacak tedbirlere değinen bakan Soylu, “Miting alanları, toplanma alanları, stand çalışmaları, broşür dağıtımı Ramazan nedeniyle iftar programları tedbirlerini kapsayacak. Ayrıca dijital ortamdaki güvenliği de tesis etmek maksadıyla, özellikle sosyal medyada terör örgütü propagandası veya başka türlü provakasyonların ortaya getirilmesi, dijital seçim çalışmalarını engellemeye yönelik siber suçların takibini yapmak maksadıyla da, ilgili birimlerimiz görevleri başında olacaktır. Elbette ki burada dikkat edeceğimiz en önemli konu, güvenliği bahane edip ifade özgürlüğünün önüne geçmemektir. Hayatımızın genel gidişatını yönetme yetkisini, ne kadar vergi vereceğimizi, nasıl bir kanun anlayışıyla yaşayacağımızı belirleyecek kişileri seçiyoruz. Bu önemli bir karardır. Esas olan özgürlüğü temin etmektir. Güvenlik, özgür bir ifade ve tercih ortamını sağlamak için vardır. Bu itibarla bizim temel sorumluluğumuz, birilerinin başkalarının özgürlük alanına müdahil olamayacağı, tercihlerin özgürce yapılabileceği güvenli bir ortamı tesis etmektir” şeklinde konuştu.

“TEDBİRLERİ DIŞARIDAN İZLEYECEK, KONTROL EDECEK BİRİMLER OLUŞTURACAĞIZ”

“Kampanya döneminde basına açık ve kapalı toplantılarda güvenlik tedbirlerini alırken, üçüncü bir göz kullanacağız” diyen Bakan Soylu, “Alınan tedbirleri dışarıdan izleyecek, kontrol edecek birimler oluşturacağız” dedi.

ÇOCUKLARIN BROŞÜR DAĞITMASI

Soylu, ayrıca seçim kampanyalarında 18 yaşından küçüklerin seçim broşürü, seçim materyali, afiş gibi malzemeleri dağıtmasına izin vermeyeceklerini belirtti. Çalışmalarda bazen aşırı tepkiler gösterildiğini, gerginlikler yaşanabildiğini ifade eden Bakan Soylu, “Mahallenin küçük çocuklarının ellerine siyasi parti broşürleri tutuşturup onları tanımadıkları insanların önüne, evine, kapısına yollamak, çocuklarımız açısından bir risk içeriyor. Çocuklarımızı koruma adına böyle karar almış olduk” dedi.

“531 BİN 7 PERSONEL SEÇİM GÜNÜ GÖREV BAŞINDA OLACAK”

Bakan Soylu “Seçim günü tedbirleri kapsamında da kolluk birimlerinin bütün izinleri kaldırılacak. Hali hazırda 264 bin 526 emniyet personeli, 195 bin 695 jandarma, 50 bin 793 güvenlik korucusu ve 19 bin 993 gönüllü güvenlik korucusuyla beraber toplam 531 bin 7 personel seçim günü görev başında olacak” diye konuştu.

74 HELİKOPTER 18 İHA KULLANILACAK

74 helikopter, 18 İHA ve 6 insanlı keşif uçağı ile 765 TOMA’nın gerek seçim günü gerekse kampanya döneminde kullanılacağını belirten Bakan Soylu, “Bu süreçte emniyet birimlerindeki daha küçük dronelar da bu süreçte kullanılacak. Güvenlik, acil durum merkezi, izleme merkezleri, jandarma istihbarat ve emniyet istihbarat birimleri, güvenlik kamera sistemleri entegre şekilde yer alacak” dedi.

“SİLAHLA SEÇİM SANDIKLARININ YANINA GİDİLEMEYECEK”

Soylu, “Özellikle seçim günü, üzerinde silah bulunan kişilerin seçim sandıklarının bulunduğu binalara girişlerine izin verilmeyecektir. Aynı şekilde üzerinde propaganda etkisi olan rozet, amblem vs. bulunduran kişilere de sandık mahalline girmelerine, her seçimde olduğu gibi bu seçimde de müsaade edilmeyecektir. Güvenlik kameraları ve aydınlatma konusu hassasiyet göstereceğimiz konuların başında gelmektedir. Mevcut güvenlik kameralarının sağlıklı çalışmasına, sandık kurullarının olduğu, oy torbalarının depolanacağı yerlerin aydınlatılmasına ilişkin tedbirler alınacaktır. Yaz olması münasebetiyle havanın geç kararacağı göz önüne alınmaktadır. Ama seçim sonuçlarının sayım ve dökümü maalesef ilerleyen saatlere kadar devam etmektedir. Biz işimizi kış tutacağız, yaz çıkarsa bahtımıza. Erken biterse havanın aydınlığında seçim sayımı ve teslim işleri bitirilecek” diye konuştu.

“BAŞARIYI 24 HAZİRAN’DA BÜTÜN ARKADAŞLARIMIZLA BİRLİKTE TEKRARLAYACAĞIMIZA İNANIYORUM”

Bakanlık olarak 16 Nisan referandumunda iyi bir sınav verdiklerini belirten Bakan Soylu, “Gerek kolluk birimlerimiz gerekse idari birimlerimizle hem kampanya döneminde hem de seçim günü akşamına kadar, bakanlığımız, özgür ifade ortamını ve seçim güvenliğini temin etme hususunda ülkenin her köşesinde başarılı olmuştur. İnşallah bu başarıyı 24 Haziran’da bütün arkadaşlarımızla birlikte tekrarlayacağımıza inanıyorum. İnanıyorum ki bütün vatandaşlarımız, huzur içinde, kardeşlik içinde sandığa gidecekler, iradelerini sandığa yansıtacaklar ve bir bayram havası içinde geçecek olan bu seçim döneminin sonunda, kazanan, herşeyden önce demokrasimiz ve ülkemiz, kazanan asil milletimiz olacaktır” dedi.

(DHA)

ETA kendini feshetti

Cuma, 04 May 2018 yorum yok

İspanya merkezli internet gazetesi El Diario, ayrılıkçı örgüt ETA’nın mektup yazarak kendini feshettiğini duyurdu.

Örgütün 16 Nisan tarihli mektubuna yer veren gazete, ETA’nın tamamen dağıldığını belirtti.

2011’de ateşkes ilan ettikten sonra geçen sene silahlarını teslim eden ETA’nın bu açıklamayı bu hafta yapması bekleniyordu.

İspanya’da Diktatör Franco’nun hüküm sürdüğü 1959’da kurulan örgüt, yeni diktatör olmaya hazırlanan Başbakan Luis Carrero Blanco’yu 1973’te öldürerek ününü tüm dünyaya duyurmuştu.

İspanya’nın kuzeyi ile Fransa’nın güneybatısında uzun yıllar bağımsız bir devlet kurmak için mücadele veren örgüt 10 gün önce de mücadele sırasında zarar gören masum insanlar nedeniyle özür dilemişti.

Kral Çıplak mı?

Pazartesi, 30 Nis 2018 yorum yok

Despotik toplumlarda örtü iktidardadır. Örtüyü kaldırmak yasaklanmıştır. Hakikat örtülü kalmalı. Örtülü kalmalı, çünkü kendini hakikat olarak dayatan despot örtünün altında saklanmıştır. Kral değil, çıplak olan tebaadır. Despot kat kat yasalarla sarmalanmıştır. İnsan ise bir soğan misali tabaka tabaka soyulmuş, çırılçıplak ve kudretsiz.

Röntgen, ultrason, MR, tomografi ve bilumum taramadan sonra insandan geriye sadece kimlik numarası kalmıştır. Numaranızı söylediğinizde, sizin kim olduğunuzu söyleyecekler. Tek bir numarayla tüm biyolojik verilerinize ulaşabiliyor ve tek bir numarayla içinizi dışınızı görebiliyorlar artık. Nazilerin Auschwitz Toplama Kampı’ndaki toplumsal kimliğinden sıyrılmış, adı sanı olmayan ve sadece koluna kazınmış bir numaradan ibaret olan çıplak insan ile biyolojik verilere ve biyometrik ölçümlere indirgenmiş ve kimlik kartında taşıdığı numaradan ibaret olan günümüz insanı arasında bir fark yok. Çipli kimlik kartınızda parmak izi, parmak damar izi, el ayası damar izi gibi biyometrik ölçümleriniz ve biyometrik fotoğraflarınız var. Ve bir de kalkmış, “kral çıplak” diyebiliyorsunuz. Kandırmayın kendinizi. Çıplak olan kral değil, bizleriz. Bizimkisi züğürt tesellisi.

İnsanlar değil, çıplak numaralar dolaşıyor sokaklarda; savaşlarda numaralar ölüyor. Ve geriye insan kaldıysa şayet, o da iktidarın bakışından kaçan ve asla numaralandırılamayandır. Bedeninde yeryüzünün akarsularını taşıyandır. Baharda, dağlarda eriyen karların sularıyla beslenip taşandır. Yeryüzünde bir ağacın dalı kırılsa canı yanan; kitap okuduğunda sırtında kasırgalar kopandır. “Çocuklar ölmesin!” dediği için çocuğuyla birlikte hapse atılan Ayşe Öğretmen’in gülen gözleriyle yeryüzüne bakandır. İnsan kaldıysa şayet tüm teniyle yeryüzünü duyumsayandır; yeryüzünü, kederli varlıkların ayaklarını sürüyerek dolaştıkları çorak bir yüzeye dönüştürenlere isyan edendir.

kral-ciplak-mi-456811-1.

Ama bedenler sindirilmiş ve köleleştirilmiş. Eduardo Galeano’nun anlattığı, kapısı açık olsa da kaçmayan kafesteki kobay biziz: “Eve geceleyin döndüğümde kobayı aynen bıraktığım gibi buldum. Kafesin içinde, parmaklığa yumulmuş, özgürlük korkusuyla titriyordu” (Kucaklaşmanın Kitabı, Can). Kafesin kapısı açık ama kaçmıyoruz, özgürlükten korkuyor, köleliğimiz için savaşıyoruz: “Monarşik rejimin büyük sırrı ve derin çıkarı, insanları sindiren korkuyu din kılığı altında maskeleyerek, onları aldatmakta yatar; böylece insanlar kölelikleri için sanki esenlikleri adınaymış gibi cesurca savaşacaklardır” (Spinoza). Despot bizi hakikat kafesine kapatmış, yaşamaktan ölümüne korkuyoruz. Bırakın isyan etmeyi, parmaklıklara sarılıyoruz.

Ve durmadan yakalama aygıtlarına yakalanıyoruz. Soyumuzu sopumuzu merak ettiğimizde, tükettiğimizde, internette dolaştıkça, telefonda konuştukça yakalanıyoruz. Ve artık sokaklarda da kameralar var, hep enseleniyoruz. Ve iktidar bizi yakaladıkça haritamızı çıkarıyor; gen haritası, tüketim haritası, internette dolaşma haritası. Bu haritaları çoğaltabilirsiniz. Ve haritaları üst üste bindirdiğinizde insanın tüm yeraltı ve yerüstü kaynakları elinizin altındadır artık. İnsanın haritası yeryüzünün haritasıyla örtüştüğünde, insan, harita üzerinde sayısal veriye dönüştüğünde proje tamamlanacak. Peki, her hareketi, düşüncesi önceden kestirilebilen sayısal veriye insan denir mi? Tabii ki hayır! İnsan, eyleme kudretiyle haritaya sığmayandır. Oysa despot, haritasını bozanlara iblis diyor: “İblisler tanrılardan farklıdır, çünkü tanrıların sabit nitelikleri, özellikleri ve işlevleri, yurtları ve kodları vardır: yollarla, sınırlarla ve harita çıkarmayla ilgilidirler. İblislerin yaptığı ise, aralıklar boyunca, bir aralıktan diğerine sıçramaktır” (Deleuze). Despot, haritasına boyun eğdirmek için ahlak yasalarını dayatıyor.

“Ahlak yasası bir ödevdir; itaatten başka bir sonucu yoktur. Bu itaat kaçınılmaz olabilir, emirler fazlasıyla akla yatkın olabilir. Ama sorun bu değildir. Ahlaki ya da toplumsal olsun, yasa hiçbir bilgi sağlamaz. Hiçbir şeyi bilinir hale getirmez” (Deleuze). Tebaa cahil ve çıplaktır ama despot yasalarla örtülmüştür. Yasalarıyla soyuyor bizi, çırılçıplak, kudretsiz bırakıyor, bir başımıza. Ama despot yasaların arkasına saklanmıştır. İnsan var mı hâlâw? Varsa, yasalara ve haritaya aldırmadan bir aralıktan diğerine sıçrayan, bedenler arasında bağlantılar kurdukça kudretlenen ve yeryüzünü kudretli ve sevinçli kılandır. “Çocuklar ölmesin!” diyen, ölümü değil, yaşamı olumlayandır.

Categories: Genel Tags: , , , , ,