arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘tercih’

Ne televizyonlar kapattım zaten kapalıydılar

Pazar, 20 May 2018 yorum yok

Birleşik Haziran Hareketi’nin #kapatgitsin şeklindeki televizyon kapatma kampanyasının duyurularını okuduğumda evdeki televizyonla biraz bakıştık. Sonra en son ne zaman normal televizyon yayını izlediğimi hatırlamaya çalıştım. En son Beşiktaş maçının ikinci yarısını canlı izlemiştim. Çünkü birinci yarısında yoldaydım, telefondaki canlı yayından takip etmiştim. Eve gelince de ekranı büyütmek için televizyondaki yayına geçmiştim. Sonraki televizyon açtığım an ise yattığım yerde tablette takılırken sosyal medyada Muharrem İnce, CnnTürk’te canlı yayına bağlandı dedikleri andı.

İnce’nin ince ayarını ve dosdoğru medya eleştirisini izledikten sonra televizyonu yeniden kapatıp sosyal medyaya döndüm. Oradan sıkılınca da dizi ve filmleri yayınlayan meşhur platforma seyirttim ve ekran yine büyüdü (ki TV kumandasında kendi logosuyla tuşu var). Buradan çıkardığım hisse, televizyon artık benim için sadece bir ekran büyüklüğü konusuydu. Çok ekranlı yaşıyordum.

Kitleleri kendim gibiler üzerimden değerlendirmek gibi bir yanılgıya düşmeyeceğim, Birleşik Haziran Hareketi’nin farkındalık kampanyasını da önemsiyor ve bu kampanyanın amacının geleneksel medyadaki tekelleşmeye dikkat çekmek olduğunu anlıyorum. Ancak bu tip kampanyaların farkındalık yaratma ötesinde bir sonucu olup olmayacağını tartışmak isterim bu haftaki Köşe Vuruşu’nda.

Televizyon ölmedi
İnternetin ve sosyal medyanın yükselişiyle birlikte en sık döndürülen öngörü artık televizyonun da tıpkı basılı gazeteler gibi yavaş yavaş eriyeceği şeklindeydi. Son yıllarda bunun böyle olmayacağı fark edilmeye başladı. Harvard Üniversitesi’nin NiemanLab isimli gazetecilik laboratuvarında 2018’in gazeteciliğiyle ilgili öngörülerden biri, sanılanın aksine televizyonun ölmediği, kazandığı şeklindeydi. İranlı medya analisti Hossein Derakhshan imzalı bu öngörüde televizyonun kazanışı, internetin aslında televizyona dönüşmesiyle açıklanıyordu. İnternet artık bir Neo-TV’ydi. Düşününce evet, çok şey videolar üzerinden dönüyor sadece akışa müdahil olabiliyoruz. Araç olarak TV’yi kapatmak kolay elbette ama aslen bir Neo-TV olan interneti kapatabilir miyiz? Düşüncesi bile fantastik.

Televizyon: Öldüren eğlence
Neil Postman, belki de alıntılanmamış cümlesi kalmayan Televizyon: Öldüren Eğlence (Türkçe’de Ayrıntı Yayınları, 1994) klasik kitabında 1984 yılında Amerika’da yapılan bir aylık “TV KAPAMA” kampanyasından söz açar. O yıllar, televizyonun etkilerinin enine boyuna tartışıldığı yıllardır. Times’ın haberine göre “düğme kapama” kampanyası medyada geniş yer almıştır. Kampanya katılımcılarından biri kampanyanın medyada geçen yılki kadar çok yer alıp almayacağını merak etmektedir. Postman buradaki ironik duruma dikkat çeker. “İnsanların televizyon izleyerek televizyon izlemekten vazgeçmeleri gerektiğini öğrenecekleri” umulmaktadır. Birleşik Haziran Hareketi’nce başlatılan TV kapama kampanyasının artık bir Neo-TV olan sosyal medyada duyurulması, sosyal medyada dikkat çekip trend olmasıyla ilgili yansımaları okuduktan sonra tam da Postman’ın bu ironik hatırlatması aklıma düştü. Zaten klasik anlamda televizyon izlemekten vazgeçmiş bir kitle, neden vazgeçtiğini hatırlıyordu.

Bazı Türkiye gerçekleri
Konda’nın Baran Alp Uncu tarafından hazırlanan ve yenice yayınlanan Seçmen Kümeleri isimli çalışmasında Türkiye geneliyle AKP seçmeni karşılaştırılıyor. Buna göre AKP seçmenlerinin %36’sı hiç internete girmiyor. Türkiye genelinde bu oranın %29 olduğu düşünülürse, internete Türkiye genelinden daha uzak bir kitleyle karşı karşıyayız. Tüm AKP seçmenlerinin %14’ü Twitter %44’ü Facebook kullanırken bu oran Türkiye genelinde Twitter için %20, Facebook için %51. Aslında bu oranlar, botlar ve troller devreye girmeyince, sosyal medyada muhalefetin neden üstün geldiğini anlamak için de bir veri. Bu insanlar haberi hangi televizyonlardan alıyor derseniz, AKP seçmenlerinin haberleri izlemeyi en fazla tercih ettiği televizyon kanalları sırasıyla %26 oranıyla ATV, %19 ile TRT ve %17 ile A Haber. Bu araştırmaya göre Türkiye geneline baktığınızdaysa en çok haber izlenen kanal %19 ile Fox Tv çıkıyor. Oysa Fox Tv’nin AKP seçmenindeki karşılığı %4. Yani kutuplaşmanın boyutları araştırmaya da yansıyor.

TRT’ye ayrı parantez
Benim bu tarz araştırmalarda asıl önemsediğim taraf TRT. Çünkü TRT’yi elektrik faturalarımıza, televizyon hatta akıllı telefon alışverişlerimize bile yansıyan vergilerle hepimiz finanse ediyoruz. Aynı araştırma, o TRT’nin haberlerinin Türkiye genelindeki izlenme oranını %9 olarak veriyor. Bu oran AKP seçmeninde %19. Yani haber konusunda Türkiye genelinin %91’ine hitap etmeyen bir TRT var. Halk, parasını kendi ödediği kanalı çoktan kapatmış. Çünkü yanlı yayın yapmayı geçtik, Türkiye’de ikinci bir parti yokmuş gibi hareket eden bir yayın politikası var.

AKP seçmenine hitap edilebilir mi?
“BHH’nin TV kapatma kampanyası neden sadece muhalefete hitap etsin belki iktidar partisine oy verenlere de ulaşabilir?” sorusu tartışma konusu yapılabilir. Bunun çok gerçekçi olmadığını görmek zor değil. Yukarıdaki araştırmanın haber izleme sonuçları da gösteriyor. Ancak yine aynı araştırma diyor ki, AKP seçmenlerinin %20’si duruma göre bazen medyaya baskı yapıldığını düşünüyor, %36’sı bazen baskı yapıldığı kanaatine sahip. %44’ü baskı yapılmadığını düşünse de, AKP seçmeni içinde en az %20’lik bir kesim, medyada bir şeyler döndüğünün farkında. Ayrıca sosyal medyaya erişim kısıtlamaları nedeniyle rahatsızım diyen bir %20’lik AKP seçmeni de var. Bu rakamlar kritik. Hem gençlerin neden AKP’den uzak olduğunu açıklıyor hem de kutuplaştırıcı iletişim olmadığında belki de tercihini değiştirecek bir kitle olduğunu fısıldıyor. Bu yüzden BHH’nin kampanya açıklamalarındaki en önemli kısım bence, “Çayları Demle Komşu Misafirliğe Geliyoruz” vurgusu. Çünkü medyayla ve sosyal medyadan atar yaparak ikna edilemeyecek bir kitle söz konusu. Kampanya medyadaki eşitsiz dağılımı yüz yüze anlatmak için bir fırsat olabilir.

Kampanyayı düzenleyenler farklı düşünüyor olabilir ama benca BHH’nin #KapatGitsin kampanyası aslen TV’leri kapatmayı değil, bir kesim tarafından neden kapatıldığını hatırlama işlevi taşıyor. Aslında TV boykotu, normal ülkelerde reklamverenler üzerinde etkili olur ve reklam kısıtlamalarına yol açabilir. Ancak Türkiye’de tv’lerin kârlılığı gibi bir şey pek söz konusu olmadığı, çoğunun zaten farklı şekillerde finanse edildiği, hatta en büyük reklamverenlerin de devlet iştirakleri olduğu düşünülünce bu tarz boykotların ekonomik sonuçlar vermesini beklemek nafile olur. Bu kampanya bir hatırlatma ve farkındalığı artırma kampanyası olarak okunabilir. Çünkü ne televizyonlar kapattım zaten kapalıydılar…

Aday gösterilmeyen MHP’li Vural’dan ilk açıklama

Cuma, 18 May 2018 yorum yok

MHP İzmir Milletvekili Oktay Vural, partisinden 27. Dönem Milletvekili adayı olarak gösterilmemesine ilişkin, “Bu safhada ilan edilen tercih ve takdir sonucunda milletvekilliği görev ve temsilim sona ermiştir.” dedi.

Oktay Vural, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin yeni bir siyasi sürecin yeni bir safhasına geldiğini belirterek, bugüne kadar gelen dönemde, MHP milletvekili, genel başkan yardımcısı, bakan ve grup başkanvekili olarak sorumluluk ve görevler üstlendiğini anımsattı.

Vural, “Davamı ve partimi layıkıyla temsil ve daim yüksek hedeflere ulaştırma ülküsü ve inancıyla görevlerimi yerine getirirken büyük Türk milletinin değer, menfaat ve ihtiyaçları, milliyetçi-ülkücü hareketin, kutlu davamızın ülküleri ve uhdemdeki görevin onur ve haysiyeti her zaman için vazgeçilmez rehberim olmuştur.” diye konuştu.

MHP İzmir Milletvekili Vural, şöyle devam etti:

“Partimin bana verdiği her emanete sahip çıkarak, birliği, adaleti, hukuku, milli egemenliği, hürriyeti, bütünlüğü, huzuru, kardeşliği hülasa ülkümü dile getirdim. Teröre, darbeye, kumpasa, hukuksuzluğa, bölücülüğe, yolsuzluğa karşı durdum, doğruyu, hakkı, haklıyı savundum, haksızlık karşısında susmadım, her kesimden vatandaşın derdine derman arayışına tercüman oldum. Partimizin ve siyasi mücadelemizin daima bir umut olduğuna inandım, bunu yüksek bir kararlılık ve inançla ifade ettim. MHP’yi ve ülkücü-milliyetçi kadroları temsil ve milletin iradesiyle iktidara taşıma sorumluluğunu hep hissettim. MHP İzmir Milletvekili olarak görevimi yürütürken aldanmadım, aldatmadım, eğilmedim, bükülmedim, kin ve nefret gütmedim, şahsi veya nefsi davranmadım, yalan, iftira, dedikodu ve fitnelerden yılmadım, makama halel getirmedim. Sözümü ve mücadelemi yüksek tuttum. Gören gözler ve duyan kulaklar şahit oldu.”

Adaylık başvurusunda bulunduğunu hatırlatan Vural, “Bu safhada ilan edilen tercih ve takdir sonucunda milletvekilliği görev ve temsilim sona ermiştir. Böylece şuur, şeref ve gururla üstlendiğim MHP milletvekili emanetini bırakmış bulunmaktayım.” ifadelerini kullandı.

“Artık milletin sinesindeyim”

Milletvekilliğinin, siyasi mücadelenin ne başlangıcı ne de sonu olduğunu dile getiren Vural, şunları söyledi:

“Dediler ki ‘Gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Dedim ki: Gönüle giren gözden ırak olsa ne olur.’ ‘Sükutun da bir sesi vardır.’ dedim. Dava arkadaşlarımın ve milletimin her ortamda gösterdikleri sevgi ve saygı, gönüllerinde samimi ve güvenli bir yerim olduğunu hissettiriyor. Onlara şükran borçluyum. Onların gönülleri olmasaydı gözleri beni göremezdi. Temiz kalpli insanların hepsi gönüllerinde edindiğim yerime daima sahip çıktığımdan emin olsun. Emaneti gönüllerine teslim ediyorum. Artık milletin sinesindeyim. Gönüller yapmaya devam edeceğim. Gönülden de göze yol vardır. ‘Niyet hayır, akıbet hayrolsun’. Siyasi mücadelem, bilgi, fikir ve tecrübelerimi aktif olarak sunma gayretim ve arayışım devam edecektir.”

Yeni geliştirilen ilaç, ‘kelliğe çare olabilir’

Perşembe, 17 May 2018 yorum yok

Bir kemik hastalığı olan osteoporozun tedavisi için geliştirilen bir ilaç kelliğe çare olabilir.

Araştırmacılar, ilacın laboratuvar ortamında saç kökleri üzerinde gözle görülür bir etkisi olduğunu ve saçların uzamasını sağladığını ortaya çıkardı.

BBC Türkçe’nin haberine göre, ilaç ile saçların uzamasını engelleyen ve kellikte etkili olan bir protein hedef alınıyor.

Projenin başında bulunan Manchester Üniversitesi’nden Dr. Nathan Hawkshaw, ilacın saç kaybından şikayetçi insanlar için büyük bir fark yaratabileceğini söyledi.

PLOS Biology adlı dergide yayımlanan araştırmada 40 saç nakli sürecinde olan erkek yer aldı.

Hawkshaw, araştırmanın laboratuvarda gerçekleştirilmesi dolayısıyla klinik bir denemenin de uygulanması gerektiğini aktardı.

Kadınlar ve erkeklerde minoksidil, erkeklerde finasterid olmak üzere kelliğin tedavisinde şu an için iki ilaç kullanılıyor.

Bu ilaçların yan etkileri olması ve çoğu zaman etkili olmamaları gerekçesiyle insanlar genelde saç nakli operasyonunu tercih ediyor.

Saç dökülmesi ne zaman endişe yaratmalı?

Saç dökülmesi genelde dert edilmemesi gereken bir durum. Ancak uzmanlar şu durumlarda doktorunuzu görmenizde fayda olduğunu söylüyor:

  • Ani saç dökülmesi
  • Kafa derisinde çıplak alanların oluşması
  • Yığınlar halinde saç kaybı
  • Kafanın yanması ve kaşınması
  • Saç dökülmesiyle ilgili kaygı durumu
Categories: Genel Tags: ,

10 soruda burun estetiği sonrasında nasıl hareket etmeli?

Perşembe, 17 May 2018 yorum yok

Yaz aylarında burun sağlığı problemleri yaşayan insanların endişelerinden birisi de burun estetiği sonrasında nasıl hareket etmesi gerektiği. Op. Dr. Serdar Bora Bayraktaroğlu, hastaların burun estetiği ameliyatı konusunda yeterli bilgi toplamalarına rağmen ameliyat sonrası süreci hakkında yeterli araştırma yapmadıklarını ifade ediyor. Ameliyat kadar önemli olan bir şey de ameliyat sonrasında nasıl hareket etmek gerektiği.

Belki şekil bozukluğu, belki yaşadığınız bir travma ya da solunum problemi sonucu burun estetiği ameliyatı oldunuz. Deneyimli cerrahınızın ellerinde geçen ameliyat öncesi çok araştırma yapıp görüş aldığınıza eminiz. Peki ameliyat sonrası konusunda yeterli bilgiye sahip misiniz? Araştırmalar hastaların ameliyata çok odaklanıp sonraki süreç konusunda daha az bilgi edindiklerini söylüyor. Bu nedenle Plastik Cerrah Dr. Serdar Bora Bayraktaroğlu ilgili sorulara yanıt verdi.

  • Burnunuzu nasıl koruyabilirsiniz?

Öncelikle ilk günler her zamanki rutininizden farklı geçecek. Bu nedenle mümkünse; eve geçtikten sonra size yardımcı olacak güler yüzlü bir yakınınızın olması birkaç gün hayatınızı kolaylaştıracaktır.

Kendinizi ama özellikle burun ve yüz bölgenizi her türlü travmadan uzak tutmanız çok önemli. Daha keyifli ve kolay bir ameliyat sonrası için size yardımcı olacak ip uçlarımız aşağıdaki gibidir. Uymanız sağlınız ve ameliyat sonucu için çok önemli.

  • Nasıl uyumalısınız?

Ameliyat sonrası ilk gece sizi hastanede konforlu bir ortamda misafir ediyoruz. Hemşireler ya da varsa refakatçiniz yüzünüze nazikçe buz uygulayarak ödeminizi yavaşlatacaktır. İlk gece özel hastane yatağında hemşire gözetiminde üst bedeniniz yaklaşık 40 derecelik bir açı ile uyuyacaksınız. Kendiniz tuvalete rahatlıkla gidebilirsiniz.

İkinci geceden itibaren evinizde yatarken vücudunuzun üst kısmı ve başınız yaklaşık 30 derecelik bir açı ile yukarıda yatmalısınız. Bunun için iki yada üç yastığı üst üste kullanmanızı öneririz. Dilerseniz ameliyat sonrası kullanılan özel üretim yastıklardan da alabilirsiniz. Bu şekilde yaklaşık olarak iki hafta yatmanızda fayda var. Kesinlikle yanlara dönmeden sırt üstü yatmanız önemli. Ödem, morluk ve kanama benzeri olasılıkları en aza indirgemiş olacaksınız.

  • Hangi ortamda uyumalısınız?

Tamponlar nedeniyle bir hafta burnunuz tıkalı olduğu için kendinizi hafif nezle gibi hissedeceksiniz. Ağzınızdan nefes alçağınız için çok sıcak olmayan bir odada uyumanız burun ve boğazınızın kurumasını aza indirecektir. Ayrıca odanızı sık sık havalandırmanız daha rahat uyumanıza yardımcı olacaktır.

  • Nasıl beslenmelisiniz?

Ameliyat günü akşamı yemeğinizi rahatlıkla yiyebilirsiniz. Sizin için özel hazırlanmış yemeği yerken yavaş çiğnemenizi öneriyorum. Sonraki günlerde bol sulu ve çiğnemesi kolay yemekleri tercih etmelisiniz. Eğer vejetaryen ya da vegan değilseniz et gibi bol protein içeren gıdalar hızla iyileşmenize yardımcı olacaktır. Burun kemiğiniz bir süre çok hassas olacağı için yaklaşık bir ay boyunca sert, zor ısırılan gıdalardan uzak durun. Bol su ve doğal meyve, sebze suları tüketin. Yeşil çay gibi ödem atıcı bitki çaylarını günde bir fincan tüketmeniz iyi olacaktır. Öğünlerinizi atlatmadan sağlıklı gıdalar tüketmek iyileşmenizi hızlandıracaktır.

  • Nasıl giyinmelisiniz?

Özellikle pijamanız olmak üzere kıyafetlerinizi ilk hafta önden düğmeli seçmelisiniz. Lütfen, burnunuza değmeyecek rahat giyilebilecek kıyafetler tercih ediniz.

  • Nasıl diş fırçalamalı?

Ameliyattan sonraki gece dişlerinizi rahatlıkla fırçalayabilirsiniz. Ancak yumuşak bir fırça ile hafif hareketlerle fırçalamanız gerekmektedir. Bu şekilde burnunuza basınç yapma riskiniz ortadan kalkacaktır.

  • Nasıl oturmalısınız?

İkinci günden sonra günlük hayatınıza döneceksiniz. TV , kitap, cep telefonu ya da yemek yemek gibi aktivitelerde uzun süre lütfen başınızı öne eğmeyin. Bu şekilde burun çevrenizde oluşacak ödemi aza indirmiş olacaksınız. İlk hafta dik otururken başınızı hafifçe geri atmanız sizi rahatlatacaktır.

  • Nasıl hareket etmeli?

Ameliyat sonrası yaklaşık dört hafta sert ve güç gerektiren hareketlerden uzak durmalısınız. Travma yaşayabileceğiniz her türlü ortamdan ve kalabalıktan sakınmalısınız. Burun temizliğinizi ilk üç hafta boyunca önereceğim okyanus suyu ile yapmalısınız. Burnunuzu temizlerken, havayı dışarı vermek yerine içeri çekmelisiniz.

10-soruda-burun-estetigi-sonrasinda-nasil-hareket-etmeli-464203-1.

  • Gözlük?

Maalesef burnunuz uzun bir süre hassas olacağı için gözlük kullanmamanız gerekiyor. Ameliyatın ikinci gününden itibaren lens kullanabilirsiniz. Ben hastalarıma yaklaşık 3 ay boyunca gözlük kullanmalarını önermiyorum. Daha sonra hafif çerçeveli, buruna ağırlık yapmayacak gözlük kullanabilirsiniz.

  • Telefonla konuşmak?

Burun ameliyatları her ne kadar kısa sürse de iyileşme sürecinde çok dikkat etmeniz süreci konforlu geçirmenizi sağlayacaktır. Bu nedenle bir ameliyat olduğunuz gün telefonla konuşmanızı önermiyoruz. Takip eden hafta boyunca da kısa görüşmeler yapmanız sağlığınız açısından önem taşımaktadır.

Categories: Genel Tags: , , , , , ,

Bakan Soylu’dan ‘seçim güvenliği’ açıklamaları

Cuma, 11 May 2018 yorum yok

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Seçim Bölge Güvenlik Toplantısı”na katıldı.

Bakan Soylu, 24 Haziran seçimlerindeki güvenlik çalışmaları konusunda “Mevzuat itibarıya birtakım yenilikler var. Ayrıca yaşanan gelişmelerden, yapılan açıklamalardan anlıyoruz ki dünyanın hemen her yerinden, uluslararası toplum tarafından da yakından takip edilen bir seçim. Dolayısıyla her zamankinden daha ağır bir sorumluluk bizi beklemektedir. Haliyle her zamankinden daha büyük bir dikkat, daha fazla bir özen göstermek durumundayız” dedi. Bakan Soylu, “Seçim güvenliğini üç noktada ele alıyoruz. Birincisi kampanya ve propaganda döneminin güvenliği. İkincisi seçim günü oy verme güvenliği ve üçüncüsü de seçim akşamı oy sayımının güvenliği, sonuçların, listelerin, evrak ve oy pusulalarının ilgili yerlere sağlıklı ve seçim hukukuna uygun bir şekilde iletilmesi” diye konuştu.

DİJİTAL SUÇLAR

Kampanya döneminde alınacak tedbirlere değinen bakan Soylu, “Miting alanları, toplanma alanları, stand çalışmaları, broşür dağıtımı Ramazan nedeniyle iftar programları tedbirlerini kapsayacak. Ayrıca dijital ortamdaki güvenliği de tesis etmek maksadıyla, özellikle sosyal medyada terör örgütü propagandası veya başka türlü provakasyonların ortaya getirilmesi, dijital seçim çalışmalarını engellemeye yönelik siber suçların takibini yapmak maksadıyla da, ilgili birimlerimiz görevleri başında olacaktır. Elbette ki burada dikkat edeceğimiz en önemli konu, güvenliği bahane edip ifade özgürlüğünün önüne geçmemektir. Hayatımızın genel gidişatını yönetme yetkisini, ne kadar vergi vereceğimizi, nasıl bir kanun anlayışıyla yaşayacağımızı belirleyecek kişileri seçiyoruz. Bu önemli bir karardır. Esas olan özgürlüğü temin etmektir. Güvenlik, özgür bir ifade ve tercih ortamını sağlamak için vardır. Bu itibarla bizim temel sorumluluğumuz, birilerinin başkalarının özgürlük alanına müdahil olamayacağı, tercihlerin özgürce yapılabileceği güvenli bir ortamı tesis etmektir” şeklinde konuştu.

“TEDBİRLERİ DIŞARIDAN İZLEYECEK, KONTROL EDECEK BİRİMLER OLUŞTURACAĞIZ”

“Kampanya döneminde basına açık ve kapalı toplantılarda güvenlik tedbirlerini alırken, üçüncü bir göz kullanacağız” diyen Bakan Soylu, “Alınan tedbirleri dışarıdan izleyecek, kontrol edecek birimler oluşturacağız” dedi.

ÇOCUKLARIN BROŞÜR DAĞITMASI

Soylu, ayrıca seçim kampanyalarında 18 yaşından küçüklerin seçim broşürü, seçim materyali, afiş gibi malzemeleri dağıtmasına izin vermeyeceklerini belirtti. Çalışmalarda bazen aşırı tepkiler gösterildiğini, gerginlikler yaşanabildiğini ifade eden Bakan Soylu, “Mahallenin küçük çocuklarının ellerine siyasi parti broşürleri tutuşturup onları tanımadıkları insanların önüne, evine, kapısına yollamak, çocuklarımız açısından bir risk içeriyor. Çocuklarımızı koruma adına böyle karar almış olduk” dedi.

“531 BİN 7 PERSONEL SEÇİM GÜNÜ GÖREV BAŞINDA OLACAK”

Bakan Soylu “Seçim günü tedbirleri kapsamında da kolluk birimlerinin bütün izinleri kaldırılacak. Hali hazırda 264 bin 526 emniyet personeli, 195 bin 695 jandarma, 50 bin 793 güvenlik korucusu ve 19 bin 993 gönüllü güvenlik korucusuyla beraber toplam 531 bin 7 personel seçim günü görev başında olacak” diye konuştu.

74 HELİKOPTER 18 İHA KULLANILACAK

74 helikopter, 18 İHA ve 6 insanlı keşif uçağı ile 765 TOMA’nın gerek seçim günü gerekse kampanya döneminde kullanılacağını belirten Bakan Soylu, “Bu süreçte emniyet birimlerindeki daha küçük dronelar da bu süreçte kullanılacak. Güvenlik, acil durum merkezi, izleme merkezleri, jandarma istihbarat ve emniyet istihbarat birimleri, güvenlik kamera sistemleri entegre şekilde yer alacak” dedi.

“SİLAHLA SEÇİM SANDIKLARININ YANINA GİDİLEMEYECEK”

Soylu, “Özellikle seçim günü, üzerinde silah bulunan kişilerin seçim sandıklarının bulunduğu binalara girişlerine izin verilmeyecektir. Aynı şekilde üzerinde propaganda etkisi olan rozet, amblem vs. bulunduran kişilere de sandık mahalline girmelerine, her seçimde olduğu gibi bu seçimde de müsaade edilmeyecektir. Güvenlik kameraları ve aydınlatma konusu hassasiyet göstereceğimiz konuların başında gelmektedir. Mevcut güvenlik kameralarının sağlıklı çalışmasına, sandık kurullarının olduğu, oy torbalarının depolanacağı yerlerin aydınlatılmasına ilişkin tedbirler alınacaktır. Yaz olması münasebetiyle havanın geç kararacağı göz önüne alınmaktadır. Ama seçim sonuçlarının sayım ve dökümü maalesef ilerleyen saatlere kadar devam etmektedir. Biz işimizi kış tutacağız, yaz çıkarsa bahtımıza. Erken biterse havanın aydınlığında seçim sayımı ve teslim işleri bitirilecek” diye konuştu.

“BAŞARIYI 24 HAZİRAN’DA BÜTÜN ARKADAŞLARIMIZLA BİRLİKTE TEKRARLAYACAĞIMIZA İNANIYORUM”

Bakanlık olarak 16 Nisan referandumunda iyi bir sınav verdiklerini belirten Bakan Soylu, “Gerek kolluk birimlerimiz gerekse idari birimlerimizle hem kampanya döneminde hem de seçim günü akşamına kadar, bakanlığımız, özgür ifade ortamını ve seçim güvenliğini temin etme hususunda ülkenin her köşesinde başarılı olmuştur. İnşallah bu başarıyı 24 Haziran’da bütün arkadaşlarımızla birlikte tekrarlayacağımıza inanıyorum. İnanıyorum ki bütün vatandaşlarımız, huzur içinde, kardeşlik içinde sandığa gidecekler, iradelerini sandığa yansıtacaklar ve bir bayram havası içinde geçecek olan bu seçim döneminin sonunda, kazanan, herşeyden önce demokrasimiz ve ülkemiz, kazanan asil milletimiz olacaktır” dedi.

(DHA)

Olmak ya da oyuna dahil olmak

Pazar, 06 May 2018 yorum yok

Sinema seyircisinin aklını oyunlar üzerinden şekillendirme konusundaki eğilimlerine bakılırsa Hollywood’un hiç de sağlam bir pedagojik formasyonu yok; koca sektör oyunları hep korkutmak için kullanıyor. Daha fenası, bu korkutma eğlence amaçlı değil, ahlakçılık üzerinden işleyen derin bir ideolojisi var.

Kendisi başlı başına bir korkutma etkinliği olan Halloween ya da kamp ateşi etrafında -’medeniyet’ten uzakta- korku hikayeleri anlatmak gibi toplumsal oyunlar ile saklambaç, körebe ve hazine avı gibi karanlık köşeler barındıran çocuk oyunları zaten Hollywood korku sinemasının vazgeçilmez malzemeleridir. Ama Hollywood’un korku oyunundaki asıl gücü, oyuncak bebeklerin dehşet nesnesine dönüştüğü -katil bebek Chucky, lanetli bebek Annabelle- ya da korkuyla ilişkisi kurulamayacak en masum çocuk oyununun bile kâbus kılığına büründüğü hikayelerde ortaya çıkar -Elm Sokağı serisinde ağır çekimle ip atlayan kız çocuklarının tekerlemesini hatırlayın: “Bir iki, Freddy geldi / Üç dört, kapını ört / Beş altı, kurtaramaz seni tanrı / Yedi sekiz, uykudan uzak gezeriz / Dokuz on, uyursan bu olur son…” Oyunlar korku filmlerinde otoriteye karşı her türden girişimin cezalandırılması için bir araç olarak kullanılır. Pasif seyirci, özdeşleşme mekanizması sayesinde ister istemez kuralları otorite tarafından belirlenen bu oyunun katılımcısı haline gelir.

Bu hafta, bir korku filminin içerebileceği ideolojik manipülasyonların sınırsızlığını çok net gösteren bir örnek gösterime girdi: Truth or Dare?/Doğruluk mu Cesaret mi? ABD’de ergenlerin ve gençlerin özellikle cinsel yakınlaşma için araç olarak kullandığı bir oyun olan ‘doğruluk mu cesaret mi?’, korku sinemasında genellikle erotik güdülerin otorite tarafından baskılanmasını meşrulaştırmak için kullanılır. Oysa bu filmdeki oyun, Trump politikalarının çok bariz bir savunusuna aracılık ediyor.
Seçim çalışmaları sırasında Trump’ın sıkça değindiği konulardan biri ‘politik doğruculuk’tu. Trump sağ politik söylemlerin artık politik doğruluk kaygısı taşımaması gerektiğini söylüyor, bunu bizzat kendi konuşmalarıyla somutlaştırıyordu. ‘Politik doğruculuk’ bir ‘söylem ideolojisi’ olarak tartışılabilir elbette, ama burada bahsi geçen haliyle, yani Trump’ın nefret ettiği haliyle politik doğruculuğun reddedemeyeceğimiz kadar basit ve insani bir tanımı var: “farklı dil, din, kültür ve cinsiyetten kişileri incitmemek amacıyla, özenle kullanılan ifade, düşünce ve uygulamaları tanımlamak amacıyla kullanılan bir terim.” (tr.wikipedia.org)

Kadınlar hakkında, siyahlar hakkında, Meksikalı göçmenler hakkında, engelliler hakkında, kısaca kendisi gibi olmayan herkes hakkında aklına gelen her türden ayrıştırıcı ve aşağılayıcı şeyi söyleyerek oluşturduğu nefret dilini ‘dürüstlük’ olarak pazarlayan bu en kapitalist başkanın -evet, tanım bire bir uyuyor, ama hayır, ‘başgan’dan söz etmiyorum- tavrı filmde aynen ortaya çıkıyor: İnsanları incitme ve ilişkileri bozma korkusuyla söylemediğiniz şeyler var ya, sonucu ne olursa olsun, kim ne kadar incinirse incinsin, kendi varlığınız için bunları açıkça söylemelisiniz, yoksa ölürsünüz!

Politik doğruculuk yaptıkları zaman başlarına gelmedik kalmayan gençlerin oyunu oynamaya başladıkları yerin Meksika olması, ABD-Meksika sınırının bir kez doğrudan, üç kez de büyük tabelalarla özellikle vurgulanması, Meksika’dayken oyunun lanetini filmin esas karakterlerine bulaştıran gencin adının Carter olması -1976’da iki ülkenin ilişkileri limonîyken Meksika’da petrol kaynakları keşfediliyor, birkaç yıl içinde rezervlerin durumu belirginleşiyor ve Şubat 1979’da Başkan Jimmy Carter Meksika’ya resmi bir dostluk ve iş birliği ziyaretinde bulunuyor. Şu cümleler Carter’ın Meksika’da yaptığı konuşmadan: “Meksika’nın gelişme hedefleri doğrultusunda alacağı üretim kararlarına saygı duyuyoruz. Satmak isteyeceğiniz gaz ve petrole karşılık iyi bir müşteri olarak uygun fiyatla hızlı ödemeler yapmaya hazırız. …Gelecekte ülkelerimiz arasındaki ticaret akışı daha da özgürleşecek, her iki yöne daha çok yasal göçmenlik mümkün olacak, ekonomistlerimiz, planlamacılarımız ve bilim insanlarımız arasında daha çok iş birliği yapılacak. Ve gelecekte, halklarımız hızla iki dili de konuşmaya başlarken her iki ülkenin de kültürünü geliştirecek ve koruyacağız.”- gibi birçok unsur, Trump politikalarının üzerimize düşen gölgesini fazlasıyla hissettiriyor.

Dahası da var; oyunun ilk sorusu şöyle: “Uzaylılar dünyayı işgal etti ve sana bir seçenek sunuyorlar: Ya bu odadaki herkes ölecek ama diğer herkes kurtulacak, ya da Meksika’daki herkes ölecek ama bu odadakiler kurtulacak. Hangisini seçersin?” Filmin baş karakteri Olivia milyonlarca insan yerine odada bulunan yedi kişinin ölmesini tercih edeceğini söyleyince Carter soruyor: “Söylediğin gerçek mi?” Film ilerlerken de tahmin edebileceğiniz gibi bu tür politik doğrucu yaklaşımların sadece felaket getirdiğini görüyoruz.

Tabii bu dürüstlük de değil, cesaret de! Ama Hollywood oyunu böyle kuruyor. Bu durumda belki de soruyu değiştirmek lazım: Oyuna dahil miyiz değil miyiz?

Utku Barış Andaç ve Ozan Sarıboğa’dan ‘Azeri aşk şarkıları’ 2

Pazartesi, 30 Nis 2018 yorum yok

NAZ ERDOĞAN

Kemanda Utku Barış Andaç, piyanoda Ozan Sarıboğa tarafından icra edilen ve Azerbaycan’ın aşk temalı şarkılarından oluşan ‘Azerbaijan Love Songs’, Ahenk Müzik etiketiyle raflardaki yerini aldı. Albüm şarkıları Andaç ve Sarıboğa tarafından canlı olarak, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100.Yıl dönümüne ithafen bir konserle dinleyiciye tanıtılacak. 2 Mayıs’ta Marmara Üniversitesi’nde gerçekleşecek olan konserde ikiliye Azerbaycanlı akademisyen ve piyanist Aytaç Rızaguliyeva eşlik edecek.

Kemanda Utku Barış Andaç, piyanoda Ozan Sarıboğa tarafından icra edilen ve Azerbaycan’ın aşk temalı şarkılarından oluşan ‘Azerbaijan Love Songs’, Ahenk Müzik etiketiyle raflardaki yerini aldı.

Şimdiye kadar Türkiye’de Azerbaycan kaynaklı benzer şarkılar icra edilmiş olsa da, bu albümde Azerbaycan’da bilinen ama Türkiye’ye ulaşamamış, gün yüzüne çıkmayı hak eden birçok güzel eser de yer alıyor. Hali hazırda Laçın, Dut Ağacı, Ay Gız, Nazende Sevgilim gibi Türkiye’de çok bilinen ve sevilen eserleri de albümde keman-piyano eşliğiyle dinlemek mümkün. Tüm düzenlemelere beraber imza atan ikili, batı kültürünün değişmez enstrümanlarına yaslanmalarına rağmen, albümde geleneksel dokuyu ustalıkla dinleyiciye hissettiriyor. Albüm vesilesiyle bir araya geldiğimiz Andaç ve Sarıboğa ile müziği ve hayatı konuştuk.

-Neden özellikle Azerbaycan şarkılarını tercih ettiniz?

Ozan Sarıboğa: İkimizde her ne kadar batı müziği eğitimi kökenli bir geçmişe sahip olsak da halk müziğiyle iç içe büyüdük. Kardeş ülkemiz Azerbaycan’ın Halk Şarkıları gerek tınısal gerek melodik özellikleri bakımından kendi kültürümüzle bir bakıma benzerlik gösterse de konu lirik temalar ve muğam olunca Azerbaycan Müziği’nin tüm dünya müziklerden ayrılan yönleri var. Bu eşsiz müziğin farklı yorumlarla çok daha sıra dışı ve etkileyici olabileceğini icra aşamasında fark ettik ve bu derin müziği kendi stlimizle bir albüm projesine dönüştürerek geniş kitlelerle paylaşmayı ve sevdirmeyi amaç edindik.

-Azerbaycan Aşk Şarkıları albümünde dinleyici neler bekliyor?

Utku Barış Andaç: Yorumlarımızda çoğu zaman dokunaklı ve lirik tınıları, kimi zaman da sevginin ve aşkın insanın içini kıpır kıpır eden mucizevi etkisini her dinleyicimizin hissedeceğine inanıyoruz. Bu proje için büyük bir özveri ve titizlikle aranje ettiğimiz, keman ve piyano formunda toplam yirmi halk şarkısı ve beste kaydettik. Sadece iki parçada, eserlerin bestecisi tarafından piyano ve şan için yazılmış orijinal versiyonunu kullandık. Özetle dinleyicilerimizi aşk dolu çok uzun bir yolculuk bekliyor…

-Hazırlanırken en çok nelere dikkat ettiniz?

Ozan Sarıboğa: Türkiye’de birçok kesimce bilinen ve sıklıkla icra edilen Nazende Sevgilim, Aygız, Dut Ağacı gibi eserlerin yanı sıra bu coğrafyada hiç duyulmamış Saçlarına Gül Düzüm, Uzun Geceler, Kipriklerin Okdur gibi şarkılara da repertuvarımızda yer vererek renkli ve yenilikçi bir seçki hazırlamak istedik ve her bir şarkıyı ayrı ayrı aranje ve yorum fikirleriyle süsleyerek dinleyicilerimizi yormadan baştan sona keyif alacakları bir müzik yelpazesi hazırlamaya dikkat ettik. Hatta seslendirdiğimiz eserlerden birisinde vokalli bir versiyon da var. Tofig Guliyev’in “Sene de Galmaz” eserinde bize sevgili ablam Bahar Sarıboğa eşlik etti.

-Müzik yolculuklarınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

Utku Barış Andaç: Müzik eğitimine orta okul yıllarımda bağlama ile başladım. 2001 yılında ise Kocaeli Güzel Sanatlar Lisesi’nde kemanla tanıştım ve lisans, yüksek lisans evrelerini 2005 yılında girdiğim Marmara Üniversitesi Müzik Öğretmenliği bölümünde tamamladım. Öğrenciliğimden bu yana klasik, etnik, rock, popüler gibi farklı müzik türlerini içeren çeşitli gruplarla yurt içinde ve dışında onlarca konser performansı sergiledim ve onlarca albüm projesinin keman kayıtlarında yer aldım.

Ozan Sarıboğa: Müzik yolculuğuma 5 yaşlarında müzisyen babamın desteği ile vurmalı sazlar, bağlama ve sonrasında piyano eğitimi ile başladım. 2008 yılında Kayseri Güzel Sanatlar Lisesi’nden mezun oldum ve aynı dönemde İstanbul Teknik Üniversitesi Ses Tasarım Ve Kayıt Teknolojileri bölümüne kendimi ses mühendisliği alanında geliştirmek üzere devam ettim. Müzik eğitimim boyunca farklı birçok popüler müzik gruplarıyla ve sanatçılarla yurt içi ve yurt dışı konserlerinde performans yaptım ve ayrıca stüdyo çalışmalarında aranjör, ses mühendisi ve besteci olarak çalıştım. Halen stüdyomda profesyonel olarak film, reklam müzikleri çalışmalarım ve çeşitli sanatçılarla albüm, single çalışmalarım devam etmektedir.

-Azerbaycan’ın 100.Yıl dönümüne ithafen 2 Mayıs’ta konseriniz olacak; bu özel günden de söz edebilir misiniz?

Utku Barış Andaç: Aslında sadece bize özel bir konser olmayacak. Bu etkinliğe katılacak olan sevgili dinleyiciler içeriğinde Azerbaycanlı ve Türk bestecilerinin hem enstrümantal hem de şan eserlerinden oluşan karma bir konser izleyecekler. Azerbaycan Kültürünü Yayma ve Yaşatma Derneği bünyesinde, Marmara Üniversitesi Dr. Üzümcü Kültür Merkezi’nde yapılacak olan anma etkinlikleri kapsamında, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetinin 100.yılı ve “Bir Millet İki Devlet” temalarına ithafen, bizimle beraber birçok akademisyen ve onların öğrencileri de sahne alacak.

-Albümünüzde yerelden evrensele doğru müziksel bir yolculuk söz konusu. Bu iki farklı boyutu tek bir potada eritmek için teknik ve duygusal bağlamda nelere özen gösterdiniz?

Ozan Sarıboğa: Azerbaycan halk şarkıları icra ve yorum bağlamında dünyada zorluk derecesi en yüksek müzikler arasındadır. Hem kullanılan çalgılar hem makamlar hem de ritmik özellikler açısından özgünlüğü su götürmez olan bu derin müziğin, üst düzey bir yetkinlik gerektirdiğini yaşayarak tecrübe ettik. Sadece piyano ve keman eşliğinde bu düzeyi yakalamak, hatta büyütmek için teknik bilgimizle beraber kalbimizi de ortaya koyduk diyebiliriz.

Utku Barış Andaç: Tabii ki tüm bunlarla birlikte ciddi bir literatür çalışması yaptık. Dünya çapında tanınmış birçok Azerbaycanlı sanatçının yorumlarını dinleyip analiz etmeden de bunu başarmamız mümkün olmazdı. Her bir eserin kaydına başlamadan önce günlerce nasıl bir üslupla yaklaşacağımız konusunda kafa yorduk. Özetle sonuna kadar özgün olmaya çalıştık.

-Günümüzde elektronik alt yapıya yaslanan müzikler revaçtayken,enstrümantal bir albüme imza atmak, sizi korkutmadı mı?

Ozan Sarıboğa: Sözlü müziğin çokça rağbet gördüğü bir dünyada, enstrümantal müzik yapmak ve bunu albüm projesine dönüştürmek kesinlikle cesaret istiyor. Ama müzik zaten her dilde konuşur. Hem Türkiye’de hem de dünyada bu türün takipçisi olan milyonlarca insan var. İşin en zor boyutu bu sistem içerisinde onlara ulaşmaya çalışmak. Açıkçası anlaşılamamaktan değil ulaşamamaktan ötürü endişeliyiz…

-Peki, müzik sizin için en anlam ifade ediyor, kendinizi müzikte nasıl tanımlıyorsunuz?

Utku Barış Andaç: Çocukluğumdan beri içinde müzik olan her şeyi tür ve tarz ayırmaksızın merakla dinlerim. Özellikle lise yıllarımda fark ettim ki bu tamamen bir seçim ve bir yaşam şekli. Hiç duymadığınız bir müziği tanımak ve içselleştirmek aynı bir insanı tanımak gibi zorlu bir süreç. Böylesine sonsuz bir müzik evreninde binlerce dostum varmış gibi hissediyorum ve onların arasında da bir kemancı olarak kendimi sempatik ve duygusal olarak tanımlıyorum.

Ozan Sarıboğa: Kendimi bildim bileli, müzik hayatımın hep en başında yer aldı. Çocukken dinlediğim müzikleri şuan dinlediğimde halen aynı heyecanı yaşıyorum. Elimden geldiğince müziği sürekli öğrenmeye, icra etmeye yeni gelişen teknolojiyi de yakından takip ederek, daha çok araştırarak kendimce müziğe ve müziğimize katkı sağlamaya çalışıyorum. Müzik benim için sonu olmayan canlı bir varlık gibi. Okyanustan da öte sonsuzlukta bir yerde ve benim en samimi dostum. Ondan daha öğrenecek ve onunla yapacak daha çok şey var.